<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Trabzon’un En iyi Haber Sitesi</title>
                      <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.trabzonhabermerkezi.com/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Tarafsız, objektif ve en etkili organik haberleriyle Trabzonspor ve Trabzon’un en iyi haber sitesidir</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Fri, 12 Jun 2026 14:07:51 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Trabzon’un En iyi Haber Sitesi - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Trabzon’un En iyi Haber Sitesi</copyright><item><title><![CDATA[Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-40949.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-modern-yasamin-yeni-kacis-rotasi-mistik-akimlar-40949.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, insanların neden mistik ve spiritüel akımlara yöneldiği, bu yönelimin arkasındaki psikolojik ve toplumsal nedenleri ve bu tür akımlara karşı eleştirel düşünmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.

Mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaadiyle çekici hâle gelebiliyor!

Teknolojik gelişmeler ve modernleşmeyle birlikte toplumdaki hızlı değişimin, ekonomik ve kültürel istikrarsızlıkların daha derinden hissedilmesine neden olabildiğini aktaran Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum, sosyal bağların zayıflamasına, bireylerde belirsizlik ve kontrol kaybı hissinin artmasına, aynı zamanda anlam arayışının güçlenmesine yol açabiliyor. Tüm bu faktörler, kişileri çeşitli alternatif uygulamalara yöneltebiliyor.” dedi.

Geleneksel dinlerin, inanç sistemlerinin hatta bilimsel açıklamaların bazı bireyler için yeterince tatmin edici bulunmayabildiğine dikkat çeken Beyaz, “Tam da bu noktada, mistik ve spiritüel akımlar gizemli yapıları ve kişisel güç vaat ettikleri iddiasıyla çekici hâle gelebiliyor. Bireyler, yaşamlarında eksikliğini hissettikleri sorun çözme, iyileşme, özgüven kazanma ve aidiyet duygusunu bu tür uygulamalarda bulabileceklerini düşünebiliyor. Sosyal medyanın bu içerikleri viral hâle getirmesi ve merak duygusunu artırması da ilgiyi bu alanlara yöneltebiliyor.” şeklinde konuştu.

Bu yaklaşımlar, kontrol hissi yaratarak psikolojik çekim oluşturuyor!

Hayatına anlam katma, kendini daha iyi tanıma ve kişisel gelişimini destekleme arayışında olan bireylerin bu tür eğitimlere ilgi gösterebildiğini ifade eden Uluğ Çağrı Beyaz, insanlar zaman zaman yaşamlarını anlamlandırmak, yaşadıkları belirsizliklerle başa çıkmak veya kendilerini daha iyi hissetmek amacıyla farklı yaklaşım ve eğitimlere yönelebildiklerini, bu tür çalışmaların, bireylere yaşamları üzerinde daha fazla farkındalık ve kontrol hissi kazandırabileceği düşüncesiyle ilgi çekebildiğini söyledi.

Beyaz, “Özellikle kişisel gelişim, aidiyet ve kendini keşfetme arayışı içinde olan kişiler için bu eğitimler merak uyandırabiliyor. Ayrıca sosyal medya ve popüler kültürün etkisiyle bu akımların yayılması hız kazanıyor. İnsanlar, başkalarının bu yöndeki deneyimlerini ve katılımlarını gördükçe merak duyabiliyor ve ‘ben de denemeliyim’ düşüncesine kapılabiliyor. Bunun yanında günlük yaşamda stres, kaygı veya depresif duygularla baş etmekte zorlanan bireyler, bu tür alternatif yöntemlere umut bağlayabiliyor. Spiritüel eğitimlerin rahatlama ve öz yeterlilik hissi sağlayacağı beklentisi de yaygınlaşmalarında etkili olabiliyor.” ifadesinde bulundu.

Farklı motivasyonlar spiritüel akımlara ilgiyi artırabiliyor!

 

Bu tür eğitimlere veya akımlara ilgi gösterenlerin farklı motivasyonlara sahip olabileceğini belirten Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu kişiler arasında kişisel gelişimine katkı sağlamak isteyenler, kendini daha iyi tanıma arayışında olanlar, farklı yaşam yaklaşımlarını merak edenler ve spiritüel konulara ilgi duyanlar bulunabiliyor. Kadınların bu konulara daha fazla ilgi gösterdiği yönünde yaygın bir kanaat bulunsa da, bu ilgi yalnızca cinsiyetle açıklanabilecek bir durum değildir.” dedi.

Özellikle 20’li ve 40’lı yaşlarda, sosyal medyayı yoğun kullanan ve kimlik arayışı içinde olan bireylerde bu eğilim daha belirgin görülebildiğine işaret eden Beyaz, “Kimi zaman yeni bir hobi edinme isteği, kimi zaman da yaşam tarzını değiştirme arzusu bu tür yönelimleri artırabiliyor.” diye konuştu.

Bilimsel temeli olmayan trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir!

Bu akımların cazibesinin temelinde modern yaşamın getirdiği belirsizlikler, yalnızlık hissi ve kontrol arayışının yattığına vurgu yapan Uluğ Çağrı Beyaz, “Bireylerin ve toplumun bu tür durumlar karşısında öncelikle eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeleri gerekiyor. ‘Bu vaatler gerçekçi mi?’ sorusu, sosyal medyanın büyüleyici dünyasında önemli bir rehber olabilir.” dedi.

Bireylerin kişisel gelişim, farkındalık ve iyi oluş arayışlarında farklı yöntemlerden yararlanabildiğini ifade eden Beyaz, özellikle ruh sağlığını ilgilendiren konularda bilimsel temelli yaklaşımların ve uzman desteğinin güvenilir bir yol haritası sunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Günümüzde sıkça karşılaştığımız bazı olaylar, profesyonel yardımın önemini bir kez daha hatırlatıyor. Psikoterapi ve psikiyatrik değerlendirme süreçleri, bireylere sağlıklı ve güvenli bir keşif alanı sunar.

Sosyal medya kullanımında ise mistik içeriklerin etkisine kapılmak yerine güvenilir kaynakları takip etmek önem taşır. Aidiyet ihtiyacını karşılamak adına sanal topluluklara yönelmek yerine gerçek dostluklar kurmak ve yerel sosyal gruplarla doğrudan temas etmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir.

Kısacası, bilimsel temeli olmayan bu tür trendler çoğu zaman umut tacirliğinden beslenir. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun bilinçli ve eleştirel bir bakış açısıyla hareket etmesi, yanıltıcı vaatlerden korunabilmek açısından büyük önem taşır.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Modern yaşamın yeni kaçış rotası, mistik akımlar! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 12:53:50 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026160542_826f2c374eb2ef5fa24b449c8ed9b8c3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026160542_826f2c374eb2ef5fa24b449c8ed9b8c3.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026160542_826f2c374eb2ef5fa24b449c8ed9b8c3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sıcak hava ve güneş sağlığınızı tehdit etmesin!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sicak-hava-ve-gunes-sagliginizi-tehdit-etmesin-40921.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sicak-hava-ve-gunes-sagliginizi-tehdit-etmesin-40921.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Yaz mevsimi çoğumuz için güneş, tatil ve açık havada geçirilen keyifli günler anlamına geliyor. Ancak hamilelikte vücudun çalışma düzeni değiştiği için sıcak hava ve nem anne adaylarını normalden daha fazla etkileyebiliyor. Artan sıvı ihtiyacı, dolaşım sistemindeki değişiklikler ve yükselen vücut ısısı nedeniyle hamilelik döneminde bazı konulara özellikle dikkat etmek gerekiyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, yaz aylarında alınacak olan bazı önlemler sayesinde hem anne adaylarının hem de bebeklerin bu dönemi çok daha rahat geçirebileceklerini belirterek, “Sağlıklı bir gebelik, öncelikle olası risklere karşı önlem almakla mümkündür. Yaz aylarında güneşin yeryüzüne en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamak ve bolca su içmek, dikkat edilmesi gereken en önemli kuralları oluşturmaktadır” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, sağlıklı ve konforlu bir yaz hamileliği için alınması gereken önlemleri anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Susamayı beklemeden su için

Hamilelikte su ihtiyacı  kan hacmi ve metabolik gereksinimler nedeniyle zaten artıyor. Yaz sıcaklarıyla birlikte vücut daha fazla terlediği için sıvı kaybı daha da yükseliyor. Susamayı beklemenin çoğu zaman geç kalmak anlamına geldiğini belirten Dr. Elif Erol, “Gün içinde düzenli aralıklarla bol su tüketmek; baş ağrısı, halsizlik, çarpıntı ve tansiyon düşüklüğü gibi şikâyetlerin önlenmesine yardımcı olur” diyor.  

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının

Yaz aylarında güneş ışınları yeryüzüne en yoğun 11.00 ile 16.00 saatleri arasında ulaşıyor. Bu saatlerde uzun süre dışarıda kalmak anne adaylarında; tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı hissi ve güneş çarpması riskini artırabiliyor. Dolayısıyla hamilelik döneminde bu saatler arasında dışarı çıkmaktan kaçının. Mecbursanız, mümkün olduğunca gölgede kalmanız, geniş kenarlı şapka kullanmanız ve açık renkli kıyafetler tercih etmeniz daha konforlu bir gün geçirmenizi sağlayacaktır. 

Gebelik maskesine karşı önlem alın

Hamilelik döneminde hormonların etkisiyle cilt güneş ışınlarına karşı daha hassas hale geliyor. Bunun sonucunda özellikle yüz bölgesinde “gebelik maskesi” olarak bilinen koyu renkli lekeler ortaya çıkabiliyor. Bu lekeler bazı kadınlarda doğum sonrasında da kalıcı olabiliyor. Gebelik maskesi riskini azaltmak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek koruma faktörlü, tercihen mineral filtreli güneş koruyucular kullanmak, şapka takmak ve uzun süre doğrudan güneş altında kalmaktan kaçınmak önem taşıyor. 

Ayak ve bacaklarınızdaki şişlikleri hafife almayın

Yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle damarlar genişliyor ve özellikle günün ilerleyen saatlerinde ayaklar ile bacaklarda oluşan şişlik daha belirgin hale gelebiliyor. Uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmak, fırsat buldukça ayakları yukarı kaldırarak dinlendirmek ve kısa yürüyüşler yaparak dolaşımı desteklemek şikâyetleri azaltabiliyor.

Uzun yolculuklarda hareketsiz kalmayın

Tatil planlarıyla birlikte araba ve uçak yolculukları da artıyor. Hamilelik zaten damar sisteminde bazı değişikliklere yol açarken uzun süre hareketsiz kalmak dolaşım problemlerini artırabiliyor. Bu nedenle yolculuk sırasında belirli aralıklarla yürümek, ayak bileği egzersizleri yapmak ve yeterli sıvı almak son derece önem taşıyor. 

Bozulma riski olan gıdalardan kaçının

Sıcak havalarda yiyecekler daha hızlı bozulabiliyor. Özellikle açıkta beklemiş süt ürünleri, mayonezli gıdalar ve uygun koşullarda saklanmamış et ürünleri enfeksiyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle dışarıda yemek yerken güvenilir işletmeleri ve iyi muhafaza edilmiş gıdaları tercih etmek gerekiyor. 

 “Meyveleri istediğim kadar yiyebilirim” hatasına düşmeyin 

Yaz mevsiminde karpuz, kavun, üzüm ve incir gibi lezzetli meyveler tezgahlarda bolca yerini alıyor. Anne adayları sağlıklı oldukları için meyveyi sınırsız tüketilebilecek bir besin olarak değerlendirebiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol,  “Ancak, özellikle gebelik şekeri olan veya risk taşıyan anne adaylarının porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekir. Aksi halde yüksek kan şekeri, gereğinden fazla gebelik kilosu alımı ve gebelikte yüksek şekere bağlı bebekte bazı gelişim problemleri gibi önemli sorunlar gelişebilir” uyarısında bulunuyor. 

Klima kullanabilirsiniz, ancak…

Gebelikte toplumda doğru sanılan hatalı inanışlardan biri de klimanın zararlı olduğu düşüncesi. “Asıl sorun klima değil, aşırı soğuk ortamlar ve ani sıcaklık değişimleridir” uyarısında bulunan Dr. Elif Erol, “Ortamın makul derecede serin tutulması anne adayının konforunu artırır, uyku kalitesini destekler ve sıcak stresini azaltır. Ancak klimanın bakımının yapılmış olması enfeksiyon riskine karşı son derece önemlidir” diye konuşuyor.  

Serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturun

Uzayan günler, tatil planları ve sıcak geceler nedeniyle uyku düzeni kolayca bozulabiliyor. Oysa kaliteli uyku; bağışıklık sistemi, kan şekeri dengesi, ruh hali ve genel gebelik konforu üzerinde doğrudan etkili oluyor.  Yaz aylarında serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturmak en az sağlıklı beslenmek kadar önem taşıyor. 

Düzenli olarak yüzün

Erken doğum ve kanama gibi riskler olmadığı takdirde hamilelik döneminde düzenli yapılan spor vücut sağlığı için çok önemli. Yaz aylarında yüzmenin hamileliğin hemen her döneminde önerildiğini belirten Dr. Elif Erol, “Yüzmek; kan dolaşımını desteklemek, kasları güçlendirmek ve eklemlere yük bindirmeden hareket etmeyi sağlamak gibi birçok fayda sunar. Ancak yüzerken vücudu zorlamamak son derece önemlidir. Ayrıca, genital ve mantar enfeksiyonları riskine karşı denizden çıktıktan sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi gerekir” diyor. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sıcak hava ve güneş sağlığınızı tehdit etmesin! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:30:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132752_85b7f3561cb2598e57fe0b62ac4434af.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132752_85b7f3561cb2598e57fe0b62ac4434af.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132752_85b7f3561cb2598e57fe0b62ac4434af.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Abdi İbrahim saha organizasyonunu yeni ve genç yeteneklerle güçlendiriyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-abdi-ibrahim-saha-organizasyonunu-yeni-ve-genc-yeteneklerle-guclendiriyor-40926.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-abdi-ibrahim-saha-organizasyonunu-yeni-ve-genc-yeteneklerle-guclendiriyor-40926.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Abdi İbrahim, “İyileştiren Yüzler Arıyoruz” sloganıyla başlattığı işe alım süreci kapsamında saha organizasyonunu yeni yeteneklerle güçlendirmeye hazırlanıyor. Türkiye genelinde yürütülecek bu kapsamlı istihdam hamlesiyle şirket, tecrübesiyle değer katacak adayların yanı sıra ilaç sektöründe kariyerine güçlü bir başlangıç yapmak isteyen yeni mezun gençlere de gelişim, öğrenme ve uzun vadeli kariyer fırsatları sunuyor.

Türkiye'nin 24 yıldır kesintisiz lider ilaç şirketi Abdi İbrahim, insan odaklı büyüme yaklaşımı doğrultusunda yeni işe alım programını hayata geçirdi. 200 kişilik yeni istihdam planı kapsamında, farklı deneyim seviyelerinden adaylar Abdi İbrahim'in saha organizasyonuna katılacak. Toplam 6.000 çalışanı ve 2.400 kişilik satış ve pazarlama kadrosuyla sektörün en geniş saha organizasyonunu oluşturan şirket, insan kaynağını sürdürülebilir ve uzun vadeli başarının en önemli unsurlarından biri olarak görüyor. 

Gelişim odaklı kariyer yolculuğu

Abdi İbrahim, öğrenmeye açık, güçlü iletişim ve temsil becerilerine sahip, ekip çalışmasına yatkın, aktif araç kullanabilen ve seyahat engeli bulunmayan üniversite mezunu adayları saha organizasyonunda kariyer yolculuğuna davet ediyor.

Tıbbi Tanıtım Temsilcisi olarak görev alacak adaylar, kapsamlı eğitim programları, mentorluk uygulamaları ve performans odaklı gelişim fırsatlarıyla desteklenecek. Rekabetçi ücretlendirme politikası, özel sağlık sigortası, prim sistemi, şirket aracı ve tablet gibi yan hakların yanı sıra çalışanlar, sektörün lider kurumlarından birinde sürekli öğrenmeyi teşvik eden bir çalışma kültürünün parçası olacak.

Abdi İbrahim Reçeteli Ürünler Pazarlama ve Satış Grup Başkanı Figen Bilgen, sürece ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Abdi İbrahim’in 114 yıllık iyileştirme yolculuğundaki en büyük gücü her zaman insan olmuştur. Saha ekiplerimiz, sağlık profesyonelleriyle kurduğumuz güçlü bağın ve hastalara değer sunma yaklaşımımızın en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Bu işe alım programıyla, deneyimli profesyonellerin bilgi ve birikimini genç yeteneklerin potansiyeliyle buluşturmayı hedefliyoruz. Aramıza katılacak yeni çalışma arkadaşlarımızın, saha organizasyonumuzun çevikliğini ve etki gücünü daha da artırarak Türkiye’deki liderliğimizi pekiştireceğine ve uluslararası pazarlardaki büyüme hedeflerimize katkı sağlayacağına inanıyoruz.” 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Abdi İbrahim saha organizasyonunu yeni ve genç yeteneklerle güçlendiriyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 08:05:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132802_1758042e1b9fa86e1e52f17522095d31.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132802_1758042e1b9fa86e1e52f17522095d31.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132802_1758042e1b9fa86e1e52f17522095d31.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-40928.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-40928.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi olan diş eti kanaması, diş ve diş etlerinin düzenli olarak fırçalanmadığı durumlarda, önce zararlı bakterilerin yoğunlaştığı mikrobiyal biyofilmin gelişmesi, ardından da diş etinde enfeksiyon oluşumları nedeniyle ortaya çıkan bir sorun. Diş eti kanaması nedenleri arasında en sık görülen faktörler ise; diş eti ve diş çevresindeki kemikleri etkileyen enfeksiyonlardır. Yapılan çalışmalara göre özellikle yetişkinlerde gözlemlenen diş kayıplarının büyük bir kısmı, diş eti ve çene kemiğini ilgilendiren sorunlardan kaynaklanıyor.  

En Sık Karşılaşılan Diş Eti Hastalıkları 

Periodontal hastalıklar olarak ifade edilen diş eti hastalıklarına erken dönemde müdahale edilip, en kısa sürede tedaviye başlandığında süreç hasta açısından kolay ve başarılı bir şekilde yürütülüyor. Ancak aksi durumlarda diş çevresindeki kemik kaybının artmasıyla diş kayıpları yaşanabiliyor. En sık karşılaşılan dişeti hastalıklarında ise listenin başında gingivitis ve periodontitis var: 

Gingivitis: Diş eti hastalığının başlangıcı olarak bilinen bu durum, ilk başlarda diş eti kanaması dışında çok büyük bir rahatsızlık vermez. Diş etleri; kanamalı, kızarık ve hacim olarak büyümüş haldedir ve dişlerin fırçalanması esnasında kanayan diş etleri artık hassaslaşmıştır. Tedavi edilmediğinde, periodontitise kadar ilerler ve diş ile diş etini destekleyen kemikte hasarlara yol açar.

Periodontitis: Diş eti hastalıklarının daha ilerlemiş halidir. Dişlere destek olan diğer dokularla birlikte, alveol kemiğinde de kayıp gözlemlenir. Diş ile diş eti arasında oluşan periodontal cepte bakteriler hızla ürer. Bu alan temizlenemeyen, küçük bir alandır. Hastalığın ilerlemesiyle, dişler sallanabilir ve buna bağlı olarak diş çekimi kaçınılmaz hale gelebilir. 

Diş Eti Kanaması Bazı Sistemik Hastalıkların da İlk Sinyali Olabilir

Diyabet, bazı kan hastalıkları, pıhtılaşma bozuklukları, bağışıklık sistemini etkileyen durumlar ve kullanılan bazı ilaçlar diş eti kanamasını artırabilir veya mevcut diş eti hastalığını ağırlaştırabilir. Bu nedenle devam eden diş eti kanaması hem ağız sağlığının hem de genel sağlığın değerlendirilmesi için önemli bir uyarı olarak kabul edilmelidir.

Diş Eti Kanamaları Nasıl Tedavi Edilir?

Diş eti kanamaları günlük hayatı etkileyecek önemli bir sorundur ve diş eti hastalığının en erken belirtisidir. “Ağız bakımı, diş eti tedavilerinde ilk aşamadır” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Gökçe Aykol Şahin: “Uzman diş hekiminin yönlendirmeleri doğrultusunda doğru diş fırçalama yöntemi, uygun diş fırçasıyla dişlerin fırçalanması, diş arası temizliğinin yapılması ve uygun görülmesi halinde verilen gargaralar bu noktada önemlidir. Sonrasında tedavi aşamaları da hastalığın altında yatan nedene ve hastalığın seviyesine göre hekim tarafından düzenlenir” dedi. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 07:54:08 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132830_0b0565525f4fb862746db1661be4141d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132830_0b0565525f4fb862746db1661be4141d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/12062026132830_0b0565525f4fb862746db1661be4141d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan   “Kopya Organlara"]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-40901.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-40901.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen “Ege Bölgesi Moleküler Biyoloji Sempozyumu 2026”, Türkiye ve Yunanistan’ın önde gelen bilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirdi. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Batu Erman’ın başkanlığında gerçekleştirilen iki günlük bilim şöleninde, moleküler biyoloji ve genetik alanında son yılların en dikkat çekici araştırmaları ele alındı. Moleküler biyoloji ve genetikte geleceği şekillendirecek araştırmalar, kanser tedavilerinden sağlıklı yaşlanmaya uzanan çarpıcı gelişmelerle masaya yatırıldı.

Kanser biyolojisinden yapay zeka destekli ilaç geliştirmeye, yaşlanmanın moleküler mekanizmalarından organoid teknolojilerine, mitokondri araştırmalarından yeni nesil hücresel tedavilere kadar geniş bir yelpazede gerçekleştirilen sunumlar, tıp ve biyoteknolojide yaşanan hızlı dönüşümü gözler önüne serdi. Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi ve Yunanistan’ın önde gelen araştırma merkezlerinden gelen uzmanlar, geleceğin sağlık teknolojilerini ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarını ele aldı… 

Etkinliğin temel amacının Türkiye ve Yunanistan’daki araştırmacıları ortak bilimsel hedefler etrafında buluşturmak olduğunu belirten Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Batu Erman, “Bu sempozyumda Türkiye’de moleküler biyoloji alanında önemli çalışmalar yürüten bilim insanlarını, Yunanistan’daki araştırmacılarla bir araya getirmeye çalıştık. Boğaziçi, Bilkent, Koç ve Gebze Teknik Üniversitelerinden değerli bilim insanları katıldı. Acıbadem Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen sempozyum boyunca katılımcılar kendi alanlarındaki en güncel bilimsel çalışmalarını paylaştılar. İki gün boyunca gerçek anlamda bir bilim şöleni yaşandı” diyor. 

Prof. Dr. Batu Erman, sempozyumun yalnızca mevcut araştırmaların paylaşılması açısından değil, yeni iş birliklerinin kurulması bakımından da önemli olduğunu vurgulayarak, “Kanserden nörodejeneratif hastalıklara, bağışıklık sistemi bozukluklarından yaşlanma biyolojisine kadar pek çok konuda çalışan araştırmacılar bir araya gelerek ortak çalışma alanları oluşturma fırsatı yakaladı” şeklinde konuşuyor. 

Kanser Araştırmalarında Yeni Dönem: CAR-T ve Hücresel Tedaviler Umut Veriyor

Sempozyumun öne çıkan başlıklarından biri kanser biyolojisi ve yeni nesil immünoterapi teknolojileri oldu. Prof. Dr. Batu Erman, özellikle pankreas kanserinde kritik rol oynayan KRAS onkogenine ilişkin araştırmaların ve yeni hücresel tedavi yaklaşımlarının büyük ilgi gördüğünü belirterek, “Kanserde çok önemli bir onkogen olan KRAS geninin pankreatik kanser hücrelerini nasıl etkilediğiyle ilgili araştırmalar umut vaat ediyor. Bunun yanında sempozyumda bizim de geliştirdiğimiz CAR-T hücre tedavileri ve yeni nesil hücresel tedaviler ele alındı. Bunlar kanser immünoterapisinde çığır açan teknolojiler” diyor. 

CAR-T ve NK hücre tedavilerinin kişiselleştirilmiş tıbbın en güçlü örneklerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Batu Erman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hastanın kanından alınan bağışıklık hücreleri laboratuvar ortamında genetik olarak modifiye edilerek kansere saldıracak hale getiriliyor ve yeniden hastaya veriliyor. Bu hücreler tümöre çok etkili şekilde saldırabiliyor. Özellikle lenfoma tedavisinde son derece başarılı sonuçlar elde edildiğini biliyoruz. Üniversitemiz de CAR-T araştırmalarının öncü merkezlerinden biri konumunda”. 

Gelecekte Hedef, Kişiye Özel Kanser Tedavileri

Kanser tedavisinde son yıllarda adeta bir devrim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Batu Erman, önümüzdeki yıllarda hücresel tedavilerin yalnızca kan kanserlerinde değil, solid tümörlerde de yaygınlaşacağını söylüyor: “Beş yıl önce bulunduğumuz noktada değiliz artık. Bilim ve teknoloji olağanüstü hızla ilerliyor. Şu anda hücresel tedaviler lenfoma gibi kan kanserlerini kontrol altına almakta ve hatta tamamen ortadan kaldırmakta son derece başarılı. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde kolon, meme, pankreas, yumurtalık kanseri gibi solid tümörlerde ve nöroblastom gibi beyin tümörlerinde de bu tedavilerin etkili şekilde kullanılmasını hedefliyoruz. Tüm araştırmaların ortak hedefi aslında kişiselleştirilmiş ve daha etkili tedavi yöntemleri geliştirmek. Artık tümöre özel tedaviler geliştirebiliyoruz. Geleceğin tıbbı kişiye özel tedavi olacak”… 

Yaşlanmanın Şifresi Mitokondrilerde Saklı

Sempozyumun dikkat çeken konularından biri de yaşlanma biyolojisi ve mitokondri araştırmaları oldu. Yunanistan Foundation for Research and Technology-Hellas (FORTH) bünyesinde çalışmalarını sürdüren dünyanın önde gelen yaşlanma biyolojisi araştırmacılarından Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, mitokondrilerin yalnızca hücrelerin enerji kaynağı olmadığını vurgulayarak, “Mitokondriler genellikle hücrelerimizin enerji santralleri olarak tanımlanır. Ancak araştırmalarımız gösteriyor ki mitokondriler bundan çok daha fazlasıdır. Yaşlanma sürecinin merkezinde yer alırlar ve karmaşık yaşamın ortaya çıkmasında kritik rol oynarlar” diyor.

Mitokondrilerde meydana gelen bozulmaların Alzheimer ve kalp hastalıkları gibi yaşa bağlı rahatsızlıklara zemin hazırladığını belirten Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hasar görmüş veya işlevini kaybetmiş mitokondriler hücre içerisinde adeta bir çöp birikimine yol açar. Bu durum enerji üretiminde aksamalara ve kronik iltihaplanmaya neden olur. Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarda gördüğümüz pek çok mekanizmanın temelinde bu süreç yer alıyor”…

Araştırmalarının en önemli sonuçlarından birinin mitofaji olarak adlandırılan biyolojik geri dönüşüm mekanizmasının aydınlatılması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, “Yeni mitokondrilerin oluşumu ile eski ve hasarlı mitokondrilerin temizlenmesi arasında son derece hassas bir denge bulunuyor. Bu sistemi yöneten moleküler sinyalleri anlamamız, gelecekte yaşlanan hücreleri yeniden canlandırabilecek tedavilerin geliştirilmesine kapı açıyor” diyor. 

Prof. Dr. Batu Erman da yaşlanma araştırmalarındaki hızlı ilerlemeye dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyor: “Her hücremizin içindeki mitokondriler sağlıklı yaşamamızda kritik rol oynuyor. Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde mitokondrileri hedefleyen ilaçların geliştirilmesiyle daha uzun yaşamak ve daha sağlıklı yaşlanmak mümkün olabilecek. Hastalıklara karşı daha dirençli bireyler haline gelebileceğiz”…

DNA’daki İzleri Takip Ederek Hastalıkların Nedenleri Anlaşılıyor 

Sempozyumun uluslararası konuşmacılarından, Yunanistan’ın en büyük araştırma kuruluşu Foundation for Research and Technology’nin (FORTH) Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde görev yapan Prof. Dr. Alexandros Pittis ise yaşamın kökenine ilişkin araştırmalarını katılımcılarla paylaştı.

Genom verilerini kullanarak yaşamın evrimsel geçmişini araştırdığını belirten Prof. Dr. Alexandros Pittis, “Çalışmalarımızda DNA’nın dijital planını kullanarak yaşamın nasıl ortaya çıktığına ve evrimleştiğine dair önemli sorulara yanıt arıyoruz. Basit mantarlardan karmaşık hayvanlara kadar çok farklı canlıların genomlarını karşılaştırarak sinir sistemi veya enerji üretiminden sorumlu mitokondriler gibi büyük biyolojik yeniliklerin tarih boyunca nasıl ortaya çıktığını inceliyoruz” diyor.

Araştırmalarını “moleküler arkeoloji” olarak tanımlayan Prof. Dr. Alexandros Pittis, şöyle devam ediyor: “Biz fosil kazısı yapan arkeologlar gibi toprağı kazmıyoruz. Bunun yerine devasa genetik veri yığınlarının içinde kazı yapıyoruz. Beynimizin çalışmasını sağlayan ya da hücrelerimizin enerji üretmesini mümkün kılan çok eski genetik araçları ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bu biyolojik yapıların nereden geldiğini anlamak, bugün neden bu şekilde çalıştıklarını ve gelecekte nasıl değişebileceklerini anlamamıza yardımcı oluyor”…

Mantar Araştırmaları Yeni Tedavilere Kapı Açabilir

Sempozyumda Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Dilay Hazal Ayhan’ın yürüttüğü mantar (fungus) araştırmaları da ilgi gördü. Araştırmalar kapsamında hem bitkileri hem de insanları enfekte edebilen fungus türlerinin genomlarını incelediklerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Dilay Hazal Ayhan, “Özellikle çiftçiler açısından ciddi ekonomik kayıplara neden olan mantar türlerinin DNA yapısında bulunan genlerin, canlıların hangi konakçıları enfekte edeceğini belirlediğini ortaya koymaya çalışıyoruz. Yeni nesil genom dizileme ve biyoinformatik yöntemleri kullanarak yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde enfeksiyonlara neden olan kritik genlerin belirlenmesini ve gelecekte bu genleri hedef alan yeni ilaçların geliştirilmesini hedefliyoruz” diyor.

Organoid Teknolojisi Hayvan Deneylerine Alternatif Sunuyor

Sempozyumda öne çıkan bir diğer konu ise organoid teknolojileri oldu. Organoidler, insan hücrelerinden laboratuvar ortamında oluşturulan ve gerçek organların küçük birer kopyası gibi davranan “mini organlar”dır. Bu sayede ilaçlar ve tedaviler hayvanlar üzerinde değil, doğrudan bu mini organlar üzerinde test edilebiliyor. Özellikle karaciğer ve bağırsak organoidleri üzerinde yapılan çalışmalar umut vaat ediyor. Hastalardan alınan hücrelerin laboratuvar ortamında minyatür organlara dönüştürülmesi sayesinde ilaçların doğrudan bu modeller üzerinde test edilebildiğini söyleyen uzmanlar, bu yöntem sayesinde hem hayvan deneylerinin azaltılması hem de hastaya özel tedavi seçeneklerinin önceden değerlendirilmesinin mümkün hale geldiğine dikkat çekiyorlar. Ayrıca organoid modeller kullanılarak kanserin nasıl geliştiği daha iyi anlaşılabiliyor ve tedavi stratejileri daha etkin biçimde tasarlanabiliyor…

Yapay Zeka İlaç Geliştirme Süreçlerini Hızlandırıyor

Yapay zekanın sağlık alanındaki yükselen rolünden söz eden Prof. Dr. Batu Erman, yapay zekanın artık yalnızca tanı süreçlerinde değil, yeni ilaç moleküllerinin tasarımında da aktif olarak kullanıldığını belirtiyor: “Yapay zeka sayesinde proteinlerin üç boyutlu yapılarını tahmin edebiliyor, bu proteinlere bağlanacak yeni moleküller tasarlayabiliyoruz. Hatta doğada bulunmayan moleküller geliştirerek bunların hücreler üzerindeki etkilerini araştırıyoruz. Geçmişte örneğin 5-6 yıl süren bazı araştırmaları bugün bilgisayar ortamında 10 dakika içerisinde gerçekleştirebiliyoruz. Yapay zekanın araştırmalara kazandırdığı hız, önümüzdeki yıllarda kanser tedavileri başta olmak üzere birçok alanda çığır açıcı sonuçlar doğuracak”…

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan   “Kopya Organlara" - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 10:35:43 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/11062026144029_d8618d9a23745603dd1aa6b55129acfd.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/11062026144029_d8618d9a23745603dd1aa6b55129acfd.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/11062026144029_d8618d9a23745603dd1aa6b55129acfd.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenme düzeni için 10 öneri]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-40871.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yogun-is-temposunda-saglikli-beslenme-duzeni-icin-10-oneri-40871.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Yoğun iş temposu, dengeli ve düzenli beslenmeyi sürdürmeyi birçok kişi için zorlaştırıyor. Toplantılar, uzun çalışma saatleri ve yolda geçen zaman nedeniyle öğünlerin sıklıkla aksayabildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Bu yoğunluk sonucunda öğün atlama, günü yalnızca kahveyle geçirme, akşam saatlerinde fazla yeme ve işlenmiş gıdalara yönelme gibi alışkanlıklar ortaya çıkabiliyor. Oysa gün içinde yeterli protein, lif ve su tüketmek; enerji seviyesini, odaklanmayı ve kilo kontrolünü destekliyor. Uzun süre aç kalmak ise tatlı isteğini artırırken porsiyon kontrolünü zorlaştırabiliyor” dedi.

Hızlı iş temposuna sahip kişiler için her gün aynı saatlerde kahvaltı, öğle ve akşam yemeği tüketmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle katı kurallar yerine sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları geliştirmek daha önemli diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Buradaki temel hedef, gün boyunca vücudu uzun süre aç bırakmadan gerekli besin öğelerini karşılayabilmek. Çantada ya da ofis çekmecesinde bulundurulabilecek yoğurt, kefir, taze meyve, çiğ kuruyemiş veya tam tahıllı sandviç gibi seçenekler pratik çözümler arasında. Protein ve lif açısından zengin bu ara öğünler, kan şekerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olurken enerji düşüşlerini azaltıyor ve akşam saatlerinde ortaya çıkabilen aşırı yeme eğiliminin önüne geçebiliyor” bilgilerini verdi.

Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenmeyi sürdürebilmek için 10 tavsiye:


	Enerji düşüşü yaşandığında şekerli atıştırmalıklar yerine protein ve lif içeren ara öğünler tercih edin.
	Kahve tüketiminde miktar kontrolünü koruyun. Kahvenin yanında şekerli bisküvi, çikolata veya hamur işleri yerine daha dengeli seçeneklere yönelin.
	Her fincan kahvenin yanında bir bardak su içerek günlük sıvı alımını destekleyin.
	İş yemekleri ve sosyal buluşmalarda “ya hep ya hiç” yaklaşımı yerine porsiyon kontrolüne odaklanın.
	Menü seçerken kızartmalar yerine ızgara, fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanan yemekleri tercih edin.
	Tabağın yarısını sebzelerle tamamlayın, sosları ayrı isteyin ve karbonhidrat porsiyonlarını sınırlandırın.
	Tatlı isteği geldiğinde önce gerçekten aç olup olmadığınızı değerlendirin. Su içmek, kısa bir yürüyüş yapmak veya nefes molası vermek bu istekle baş etme noktasında yardımcı olabilir.
	Alışveriş yaparken “fit”, “light” veya “şekersiz” ifadelerine güvenmeyin. Ürünün içerik listesini ve eklenmiş şeker miktarını kontrol edin. Protein ve lif açısından zengin ürünleri tercih edin.
	Alışverişe aç çıkmamaya özen gösterin. Açlık hissi plansız ve yüksek kalorili seçimleri artırabilir. 
	Hafta sonu kısa bir hazırlık yaparak sebzeleri doğrayın, baklagilleri porsiyonlayın ve sağlıklı alternatifleri hazır bulundurun. Böylece yoğun günlerde plansız ve sağlıksız seçimlerin önüne geçebilirsiniz.


 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yoğun iş temposunda sağlıklı beslenme düzeni için 10 öneri - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 07:52:29 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/11062026121518_043777b5720260f4a6086851959b07c1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/11062026121518_043777b5720260f4a6086851959b07c1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/11062026121518_043777b5720260f4a6086851959b07c1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kanser hastalarına yaz uyarısı: Sıvı tüketimi ve beslenme önemli]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kanser-hastalarina-yaz-uyarisi-sivi-tuketimi-ve-beslenme-onemli-40837.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kanser-hastalarina-yaz-uyarisi-sivi-tuketimi-ve-beslenme-onemli-40837.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Kanser Derneği Gönüllü Diyetisyeni ve Uzman Şef Yasemin Güzel, yaz aylarında artan sıcaklıkların kanser tedavisi gören hastalar için ek riskler oluşturduğunu belirterek yeterli sıvı tüketimi, dengeli beslenme ve gıda güvenliğine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Türk Kanser Derneği Gönüllü Diyetisyeni ve Uzman Şef Yasemin Güzel, yaz aylarında artan sıcaklıkların kanser tedavisi gören bireylerin sağlık durumunu olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.

Kanser tedavisi sürecinde iştahsızlık, mide bulantısı, halsizlik ve sıvı kaybı gibi sorunların sık görüldüğünü belirten Güzel, sıcak havalarda bu belirtilerin daha da belirginleşebildiğini ifade etti. Bu nedenle gün boyunca düzenli su tüketiminin önemine dikkat çeken Güzel, ayran, kefir, çorba ve su oranı yüksek meyvelerin de sıvı ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.

Karpuz, kavun, çilek, şeftali ve kayısı gibi yaz meyvelerinin hem ferahlatıcı hem de sıvı desteği sağlayan besinler olduğunu belirten Güzel, bu ürünlerin yoğurt veya kefir gibi protein kaynaklarıyla birlikte tüketilmesinin daha dengeli bir beslenme sağlayacağını kaydetti.

BESİN GÜVENLİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ

Yaz aylarında yüksek sıcaklık nedeniyle gıdaların daha hızlı bozulduğunu vurgulayan Güzel, özellikle bağışıklık sistemi tedavi nedeniyle zayıflayan hastaların besin güvenliğine daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtti.  Açıkta satılan yiyecekler, uzun süre güneşte bekleyen ürünler ve hijyen koşullarından emin olunmayan gıdalardan uzak durulmasını öneren Güzel, meyve ve sebzelerin tüketilmeden önce mutlaka iyice yıkanması gerektiğini ifade etti.

HAFİF VE SAĞLIKLI TATLILAR ÖNERİLDİ

Yaz aylarında tatlı tüketmek isteyen hastalara da tavsiyelerde bulunan Güzel, ağır ve şerbetli tatlılar yerine ev yapımı meyveli yoğurtlar, kefirli karışımlar ve sütlü tatlıların daha sağlıklı alternatifler sunduğunu söyledi.

Her hastanın ihtiyaçlarının farklı olduğuna dikkat çeken Güzel, “Beslenme planları mutlaka kişiye özel hazırlanmalıdır. Yaz aylarında alınacak basit ancak doğru önlemler, tedavi sürecinin daha konforlu geçmesine ve yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağlayabilir.” dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kanser hastalarına yaz uyarısı: Sıvı tüketimi ve beslenme önemli - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 13:03:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/10062026215724_e3f07fa38324bc27ddca8b99ac4fe1b2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/10062026215724_e3f07fa38324bc27ddca8b99ac4fe1b2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/10062026215724_e3f07fa38324bc27ddca8b99ac4fe1b2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Psikolojik dayanıklılık için aile desteği önemli!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-40852.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-psikolojik-dayaniklilik-icin-aile-destegi-onemli-40852.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, 13 Haziran 2026 Cumartesi günü gerçekleştirilecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesinde öğrenci ve velilere önemli uyarı ve önerilerde bulundu.

Bu yıl 1 milyondan fazla 8. sınıf öğrencisinin katılacağı sınavın öğrencilerin eğitim hayatında önemli bir basamak olduğunu belirten Dr. Demet Gülaldı, “Hafta sonu gerçekleştirilecek LGS, öğrenciler ve ailesi için önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Uzun süredir devam eden hazırlık sürecinin ardından öğrenciler akademik bilgi birikimlerini ortaya koyacakları kritik bir sınava girecekler. LGS, öğrencilerin eğitim yolculuğunda önemli bir basamak olmakla birlikte, hayatlarının tamamını belirleyen tek unsur değildir. Bu nedenle hem öğrencilerin hem de ailelerin sürece dengeli bir bakış açısıyla yaklaşmaları, sınavı bir son değil, eğitim yaşamının doğal bir aşaması olarak görmeleri önem taşımaktadır.” dedi.

Sınav başarısı yalnızca akademik yeterlilikle açıklanamaz

Sınav başarısının sadece akademik bilgi düzeyiyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini kaydeden Dr. Demet Gülaldı, “Sınav başarısı yalnızca akademik yeterlilikle değil, aynı zamanda psikolojik hazırlık ve aile desteğiyle de yakından ilişkili olduğunu görmekteyiz. Sınav öncesinde öğrencilerin heyecan, endişe ve stres yaşamaları beklenen ve doğal kabul edilen duygusal tepkilerdir. Belirli düzeyde kaygı öğrencinin dikkatini artırarak performansını olumlu etkileyebilecektir. Ancak aşırı kaygı; dikkat dağınıklığına, unutkanlığa ve performans düşüklüğüne yol açabilmektedir. Bu nedenle son hafta içerisinde yoğun konu tekrarlarından çok, mevcut bilgilerin gözden geçirilmesi, uyku düzeninin korunması ve günlük yaşam rutinlerinin sürdürülmesi önemlidir. Özellikle sınava birkaç gün kala yeni konu öğrenmeye çalışmak öğrencilerin kaygı düzeyini artırabilmektedir.” diye konuştu.

Aile desteği psikolojik dayanıklılığı güçlendiriyor

Sınav sürecinde ailelerin yaklaşımının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Gülaldı, şöyle devam etti:

“Bu stresli sınav dönemlerinde aile desteğinin öğrencilerin psikolojik dayanıklılığını güçlendirecektir. Ailelerin bu süreçte çocuklarına yönelik gerçekçi beklentiler geliştirmesi ve başarıyı yalnızca sınav sonucuyla ilişkilendirmemesi büyük önem taşımaktadır. Sürekli başarı baskısı oluşturmak, diğer öğrencilerle kıyaslamak veya sınavı hayatın tek belirleyicisi gibi sunmak öğrencilerde kaygıyı artırabilmektedir. Ebeveynlerin bu dönemde çocuklarına verdikleri mesaj önemlidir; ‘Elinden geleni yapman bizim için yeterlidir.’, ‘Seni sınav sonucundan bağımsız olarak seviyoruz.’, ‘Bu sınav hayatının tamamını belirlemez.’, ‘Gösterdiğin emek ve çaba bizim için değerlidir.’ gibi ifadeler sınav kaygısını azaltmaya yardımcı olacaktır.”

Öğrencilere öneriler

LGS’ye hazırlanan öğrenciler için önerilerde bulunan Dr. Gülaldı, “Uyku saatlerinizi düzenli olarak en az 8 saat olacak şekilde planlayın. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Sosyal medya ve ekran kullanımınızı sınırlayın. Günlük hafif fiziksel aktivitelere zaman ayırın. Sınav günü için gerekli belgeleri önceden hazırlamayı unutmayın. Özellikle sınavdan bir gün önce yoğun deneme çözmek yerine dinlenmek ve zihinsel olarak rahatlamak daha yararlı olacaktır. Unutulmamalıdır ki başarı, yalnızca alınan puanla değil; gösterilen emek, kararlılık ve öğrenme sürecinde kazanılan deneyimlerle de ölçülmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Psikolojik dayanıklılık için aile desteği önemli! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:44:54 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/10062026215928_0f2d099602b4c1f1f258fabf0a1239b0.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/10062026215928_0f2d099602b4c1f1f258fabf0a1239b0.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/10062026215928_0f2d099602b4c1f1f258fabf0a1239b0.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türkiye’de öz bakım bilinci yetersiz! Eczacılar güvenin anahtarı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-turkiyede-oz-bakim-bilinci-yetersiz-eczacilar-guvenin-anahtari-40772.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-turkiyede-oz-bakim-bilinci-yetersiz-eczacilar-guvenin-anahtari-40772.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Haleon ve Ipsos Türkiye iş birliğiyle hazırlanan Türkiye Öz Bakım Haritası Araştırması, bireylerin öz bakım farkındalığının sınırlı olduğunu ve acil servislerin “hızlı çözüm noktası” olarak görülmesinin sağlık sistemine yük getirdiğini ortaya koydu. Araştırma, eczacıların tüketiciler için kritik bir danışmanlık rolü üstlendiğini de gösterdi.İSTANBUL (İGFA) - Tüketici sağlığı alanında dünya lideri Haleon, Türkiye Öz Bakım Haritası Araştırması sonuçlarını açıkladı. Araştırma, bireylerin öz bakım farkındalığının sınırlı olduğunu ve çoğunlukla yorgunluk veya rahatsızlık hissettiklerinde küçük tepkisel adımlar attıklarını ortaya koydu.

Öz bakımın en temel eylemleri arasında ağız ve diş bakımı, cilt bakımı ve psikolojik iyi hâli koruma yer alıyor. Son bir ayda en sık yapılan davranış ise günlük su tüketimine dikkat etmek oldu. Bunun yanı sıra dengeli beslenme, yürüyüş ve gıda takviyesi kullanımı öne çıktı. Ortalama uyku süresi 7 saat olarak ölçüldü. Araştırma, toplumun yüzde 50’sinin semptom ne olursa olsun doğrudan acil servise başvurabileceğini ortaya koydu. Bu yaklaşım, sağlık sistemi üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.

Sağlık konularında en çok güvenilen kaynaklar doktorlar (yüzde 84) ve eczacılar (yüzde 79) olurken, sosyal medya ve fenomenler düşük güvenle öne çıkıyor. Tüketicilerin yüzde 57’si internette sağlık bilgisi aradığında eczacısına danışıyor. Eczaneler, yüzde 61 oranıyla danışmanlık kalitesi temel alınarak tercih ediliyor ve reçetesiz ürün seçiminde belirleyici rol oynuyor.



Son bir yılda en sık görülen rahatsızlıklar soğuk algınlığı, kas/eklem ağrıları ve baş ağrısı/migren olarak belirlendi. Ağrı kesiciler en sık kullanılan ürünler olurken, soğuk algınlığı ilaçları “kriz” ürünleri olarak öne çıktı.

Takviyeler alanında tüketicilerin yüzde 52’si günlük enerji ve zindeliklerini desteklemek için vitamin ve minerallere başvuruyor. En çok tercih edilen içerikler D vitamini, B12, C vitamini ve magnezyum oldu. Pandemi sonrası dönemde gıda takviyelerine talep yüzde 90 seviyesine ulaştı, temel vitamin ve minerallerin satın alınmasında yüzde 64 artış gözlendi. Geleneksel ev çözümleri de korunma ve filtreleme amacıyla kullanılmaya devam ediyor.

Araştırma, toplumun sağlık farkındalığı ile davranışları arasında ciddi bir uçurum olduğunu ortaya koydu. Örneğin, toplumun yüzde 44’ü yüksek stres seviyesini “normal” olarak görürken, ruhsal sağlık konusunda profesyonel destek alanlar sadece yüzde 26 oldu. Kilo problemi kadınlar için sosyal bir yargılanma, erkekler için fiziksel işlevsellik meselesi olarak algılanıyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Türkiye’de öz bakım bilinci yetersiz! Eczacılar güvenin anahtarı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 13:18:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026175218_12ba14e07e114fa256f8e61482da9c88.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026175218_12ba14e07e114fa256f8e61482da9c88.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026175218_12ba14e07e114fa256f8e61482da9c88.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Obeziteye karşı 3 temel kural: Beslenme, hareket ve uyku]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-obeziteye-karsi-3-temel-kural-beslenme-hareket-ve-uyku-40778.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-obeziteye-karsi-3-temel-kural-beslenme-hareket-ve-uyku-40778.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sakarya Büyükşehir Belediyesi Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Betül Çiftçi, son yıllarda artış gösteren obezite oranlarına dikkat çekerek fazla kilonun birçok kronik hastalığın temel risk faktörlerinden biri olduğunu vurguladı. Çiftçi, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret etti.SAKARYA (İGFA) - Sakarya Büyükşehir Belediyesi Tıp Merkezi Uzman Diyetisyeni Betül Çiftçi, son yıllarda artış gösteren obezite vakaları ve sağlıklı kilo verme yöntemleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Kadınlarda obezite oranlarının erkeklere göre daha yüksek olduğuna dikkat çeken Çiftçi, “Bunun temelinde fizyolojik ve biyolojik nedenler bulunuyor. Erkeklerde kas kütlesinin daha fazla olması metabolizma hızını artırırken, kadınlarda yağ oranının daha yüksek olması kilo almaya yatkınlığı artırabiliyor. Gebelik, emzirme dönemi ve hormonal bozukluklar da kilo artışına neden olabiliyor. Bunun yanında hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme alışkanlıkları da önemli risk faktörleri arasında yer alıyor” ifadelerini kullandı.



Fiziksel aktivite eksikliğinin obeziteyi tetikleyen en önemli nedenlerden biri olduğunu belirten Çiftçi, “Günümüzde fiziksel aktivite yapmayanların oranı oldukça yüksek. Hareketsiz yaşam bazal metabolizma hızını yavaşlatıyor, kas kayıplarına neden oluyor ve alınan-harcanan enerji dengesini bozarak kilo artışını kolaylaştırıyor” diye konuştu.

ŞOK DİYETLER YERİNE SÜRDÜRÜLEBİLİR BESLENME

Kilo verme sürecinde yapılan hatalara da değinen Çiftçi, “Şok diyetler, tek tip beslenme programları ve öğün atlamak en sık karşılaştığımız yanlışlar arasında yer alıyor. Şok diyetlerde ise verilen kilonun önemli bir kısmı yağ değil, su ve kas kaybı olabiliyor. Bu nedenle kişinin yaşam tarzına uygun, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme programı uygulanması gerekiyor” dedi. Obeziteyle mücadelede kısa süreli çözümler yerine kalıcı yaşam alışkanlıklarının hedeflenmesi gerektiğini belirten Çiftçi, “Amaç sadece kilo vermek değil, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatın bir parçası haline getirmektir. Kalıcı başarı ancak sürdürülebilir beslenme ve aktif yaşamla mümkündür” diyerek vatandaşlara sağlıklı yaşam çağrısında bulundu.




 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Obeziteye karşı 3 temel kural: Beslenme, hareket ve uyku - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 11:51:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026175314_82fa7ea927341d40d44aea3c85c9ed34.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026175314_82fa7ea927341d40d44aea3c85c9ed34.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026175314_82fa7ea927341d40d44aea3c85c9ed34.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dikkat! Kalp çarpıntısına bu belirtiler eşlik ediyorsa!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-40770.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dikkat-kalp-carpintisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-40770.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Modern yaşamın yol açtığı düzensiz uyku alışkanlıkları, sigara, yoğun stres, sağlıksız beslenme, hareketsizlik, kronik hastalıklar ve aşırı kafein tüketimi gibi etkenler kalp sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşan uykusuzluk sorunu, kalp ritminde bozulmalara ve çarpıntı şikayetlerine zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, çoğu zaman önemsenmeyen uyku apnesi ve horlama problemlerinin de uzun vadede ciddi ritim bozukluklarına yol açabildiğini belirterek “Kalp çarpıntısı, günümüzde yalnızca yetişkinlerde değil, gençlerde hatta çocuk yaş grubunda da daha sık görülüyor.  Bilimsel çalışmalar; uyku düzenindeki bozuklukların, uyku apnesi ve horlama gibi sorunların kalp ritmini olumsuz etkileyebildiğini gösteriyor. Kalp çarpıntısı bazı durumlarda müdahale gerektiren önemli ritim bozukluklarının habercisi olabiliyor” diyor. 

Kalp çarpıntısının her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini ancak bazı belirtilerle birlikte görülmesi halinde mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Hayıroğlu, kalp çarpıntısında ihmale gelmez 8 sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 


	Göğüs ağrısı


Kalp çarpıntısıyla birlikte göğüste baskı, sıkışma ya da ağrı hissedilmesi kalp-damar hastalıklarının habercisi olabiliyor. Özellikle ağrının kola, sırta veya çeneye yayılması riskli durumlara işaret edebiliyor.


	Nefes darlığı


Çarpıntıyla birlikte nefes almakta zorlanılması, kalbin yeterince verimli çalışamadığını gösterebiliyor. Merdiven çıkarken ya da kısa yürüyüşlerde bile nefes nefese kalınması dikkat gerektiriyor.


	Baş dönmesi ve bayılma hissi


Kalp ritmindeki bozukluklar beyne giden kan akışını etkileyebiliyor. Bu nedenle çarpıntıyla birlikte baş dönmesi, göz kararması ya da bayılma hissi yaşanması durumunda kardiyoloji uzmanına başvurmakta fayda var. 


	Soğuk terleme


Aniden başlayan yoğun terleme bazı kalp problemlerinde görülebiliyor. Özellikle çarpıntıyla birlikte gelişen soğuk terleme acil değerlendirme gerektirebiliyor.


	Halsizlik ve aşırı yorgunluk


Kişinin kendini normalden çok daha yorgun hissetmesi, günlük aktivitelerde bile zorlanması kalbin düzensiz çalıştığını düşündürebiliyor. Bu nedenle herhangi bir aktivite olmadan ortaya çıkan halsizlik ve aşırı yorgunluk şikayetlerini ihmal etmemek gerekiyor. 


	Nabzın düzensiz hissedilmesi


Kalbin bazen çok hızlı, bazen de düzensiz atıyormuş gibi hissedilmesi ritim bozukluklarının işareti olabiliyor. Prof. Dr. Hayıroğlu, özellikle sık tekrar eden düzensizliklerde kontrolün şart olduğunu belirtiyor.


	Çarpıntının uzun sürmesi


Birkaç saniyelik kısa çarpıntılar çoğu zaman geçici nedenlerden kaynaklanabiliyor. Ancak dakikalarca süren ya da sık sık tekrarlayan çarpıntılar ileri inceleme gerektirebiliyor.


	Dinlenirken ortaya çıkması


Egzersiz ya da heyecan olmadan, özellikle istirahat halinde gelişen çarpıntıların, bazı kalp ritim bozukluklarına işaret edebildiğini belirten Prof. Dr. Hayıroğlu, bu durumda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini söylüyor. 

xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx

Kalp ritmi bozukluğunda yeni nesil tedavi 

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, günümüzde teknoloji ve tıp alanındaki hızlı gelişmeler sayesinde kalp ritim bozukluklarına çok daha erken ve doğru şekilde tanı konulabildiğini belirterek yeni nesil tedavi yaklaşımlarına yönelik şöyle konuşuyor: “Son yıllarda ritim bozukluklarına daha sık ve daha erken tanı koyabiliyoruz. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde kalpteki ritim bozukluğunun kaynağını daha net tespit edebiliyoruz ve uzun vadede daha yüz güldürücü sonuçlar alıyoruz. Kısa vadede önemsenmeyen bazı ritim bozuklukları, ani ölüme neden olmasa da, uzun dönemde diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların zemininde kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Bu nedenle artık beklemeden müdahale etmeyi tercih ediyoruz. Tedavide pil ihtiyacı yoksa, hastaların büyük bir kısmında ablasyon yöntemleri uygulanabiliyor. Üç boyutlu haritalama sistemleri sayesinde işlem sırasında minimum radyasyon kullanılıyor ve anestezi desteğiyle daha güvenli bir tedavi süreci sağlanıyor.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Dikkat! Kalp çarpıntısına bu belirtiler eşlik ediyorsa! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:04:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121315_d50f2db9be1457e100925479d2fefd98.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121315_d50f2db9be1457e100925479d2fefd98.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121315_d50f2db9be1457e100925479d2fefd98.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-40766.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-skolyozda-erken-tani-cocuklarin-gelecegini-koruyor-40766.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Her yıl binlerce çocuk ve genç, fark edilmeden ilerleyen bir omurga eğriliğiyle yaşamını sürdürüyor. Çoğu zaman yalnızca küçük bir duruş bozukluğu ya da omuz hizasındaki hafif bir farklılık gibi görünen skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda erken teşhis ve düzenli takibin, cerrahi gereksinimini azaltabildiğini ve tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguluyor. Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Saral,  skolyozun nedenleri ve modern tedavileri hakkında bilgi verdi. 

Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bir durum

Skolyoz; omurganın sağa ya da sola doğru eğrilmesinin yanı sıra kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesi olarak tanımlanır. Genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıkan bu durum, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda daha sık görülür. Hastalık çoğu zaman ağrıya neden olmadığı için uzun süre fark edilmeyebilir. Bu nedenle uzmanlar, ailelerin çocuklarının duruş gelişimini dikkatle gözlemlemesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekmektedir.

Basit belirtiler önemli bir sorunun habercisi olabilir

Skolyozun ilk belirtileri çoğu zaman günlük yaşam içinde fark edilmesi zor küçük değişikliklerle ortaya çıkar. Bir omzun diğerine göre daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinden birinin belirginleşmesi, kalça seviyelerinde eşitsizlik, kıyafetlerin vücutta asimetrik durması ya da öne eğilince sırtın bir tarafında kabarıklık oluşması en sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Erken dönemde tespit edilen eğriliklerde ameliyatsız tedavi seçeneklerinin çok daha etkili sonuç verir. Özellikle büyüme gelişiminin devam ettiği çocuklarda uygulanan kişiye özel egzersiz programları, fizyoterapi yaklaşımları ve modern korse uygulamaları sayesinde eğriliğin ilerleme riski önemli ölçüde azaltır.

“Ağrı yoksa sorun yok” düşüncesi yanlış

Toplumda skolyozun yalnızca sırt ağrısıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle pek çok aile çocuklarında sorun olmadığını düşünebilir. Oysa skolyoz çoğu zaman sessiz ilerleyen bir tablo oluşturur. İlerleyici omurga eğrilikleri; duruş bozukluklarının yanı sıra ileri dönemlerde solunum kapasitesinde azalma, hareket kısıtlılığı, kas dengesizlikleri ve psikososyal sorunlara kadar uzanan geniş bir etki alanında etkiler. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda beden algısının büyük önem taşır. Bunun için omurga deformitelerinin özgüven üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle skolyozun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik yönüyle de değerlendirilmesi gerekir.

Radyasyon endişesine karşı yeni nesil teknolojiler

Skolyoz tanı ve takip sürecinde en sık kullanılan yöntemlerden biri röntgen görüntüleme sistemleri olur. Ancak büyüme çağındaki çocukların düzenli aralıklarla tekrar eden X-ışınına maruz kalması, ailelerde haklı bir endişe oluşturabilmektedir. Özellikle uzun takip gerektiren hastalarda radyasyon maruziyetinin azaltılması, günümüz tıbbının önemli gündem başlıklarından biri haline gelmektedir. Teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde artık skolyoz değerlendirmelerinde radyasyonsuz takip yöntemleri daha yaygın biçimde kullanılabilir. Üç boyutlu yüzey tarama sistemleri ve gelişmiş postüranaliz teknolojileri, omurgadaki eğriliklerin ve vücut asimetrilerinin detaylı şekilde incelenmesine olanak sağlıyor. Bu sistemler, kişinin anatomik yapısını dijital ortamda analiz ederek omurga üzerindeki değişimleri radyasyon kullanmadan değerlendirebilmektedir. Uzmanlar, bu teknolojilerin özellikle çocuk ve ergen hastalarda büyük avantaj sunduğunu belirtiyor. Radyasyon içermeyen sistemler sayesinde hem güvenli hem de tekrarlanabilir takip yapılabilmektedir. Böylece tedavi sürecindeki ilerleme daha hassas şekilde gözlemlenirken gereksiz görüntüleme ihtiyacının da önüne geçilebilmektedir.

Erken tanı, cerrahi ihtimalini azaltabiliyor

Skolyoz tedavisinde en önemli unsurun erken teşhistir. Eğrilik henüz düşük derecelerdeyken başlanan takip ve rehabilitasyon süreci, omurganın ilerleyici deformasyonunu durdurmada kritik rol oynar. Günümüzde gelişen fizik tedavi uygulamaları, omurgaya özel egzersiz yaklaşımları ve ergonomik korse teknolojileri sayesinde pek çok çocuk ameliyata ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. En önemli nokta, skolyozu mümkün olduğunca erken dönemde fark etmektir. Çünkü omurga eğriliği ilerledikçe tedavi seçenekleri sınırlandırarak cerrahi müdahale gereksinimini artırabilir. Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli duruş kontrollerinden geçirilmesi ve ailelerin gözlemci olması büyük önem taşır.

Çocuğunuzun duruşuna dikkatle bakın

Ailelerin çocuklarının günlük duruş alışkanlıklarını dikkatle gözlemlemeleri gerekir. Basit gibi görünen küçük bir asimetri ya da omuz dengesizliği, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek bir omurga eğriliğinin ilk işareti olabilmektedir. Erken tanı, doğru takip ve gelişen teknolojilerin sunduğu güvenli yöntemlerle skolyozun kontrol altına alınabilmesini ve çocukların geleceğinin hem omurga sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından önemli bir konfor sağlamaktadır. Çünkü bazen bir çocuğun duruşundaki küçük bir ayrıntı, tüm yaşamını değiştirecek kadar önemli sonuçlar doğurabilmektedir.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Skolyozda Erken Tanı Çocukların Geleceğini Koruyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:47:14 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121217_96684a4a6956b8e60de9d443e3989c1a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121217_96684a4a6956b8e60de9d443e3989c1a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121217_96684a4a6956b8e60de9d443e3989c1a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sabah Yorgunluğunuz Kronik Yaşlanma Sinyali Olabilir Mi?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-40767.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sabah-yorgunlugunuz-kronik-yaslanma-sinyali-olabilir-mi-40767.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Gün içinde sürekli yorgun hissetmek, sabah dinlenmeden uyanmak, zihindeki düşünceleri susturamamak, odaklanmada yaşanan sorunlar ya da gece uykuya dalamamak… Tüm bunlar artık birçok kişinin ortak şikâyeti. Gün içinde yaşanan yoğun iş temposu ve uzun çalışma saatleri vücudun stres sistemini sürekli aktif tutmasının yanı sıra enerji düşüklüğünden insülin direncine, uyku problemlerinden ruh hali değişimlerine kadar pek çok sorunu da beraberinde getirebiliyor. Stresi yönetmeden sağlığın yönetilemeyeceğini belirten Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta Adaptojen kavramı öne çıkıyor. Adaptojenlerle ilgili çalışmalar özellikle stres ve kortizol üzerinde olumlu etkiler göstermektedir” diyor. 

Adaptojenler ne yapıyor? 

Modern şehir yaşamı ve plazalarda yükselen iş temposu, uzun çalışma saatleri, trafik, ekran maruziyeti ve sürekli ulaşılabilir olma hali vücudu kesintisiz bir stres döngüsü içinde bırakıyor. Gün boyu devam eden bu yoğun tempo yalnızca ruh halini değil; uyku düzeninden iştaha, enerji seviyesinden hormon dengesine kadar birçok sistemi etkiliyor. Kronik hale gelen stresin zaman içinde yorgunluk, odaklanma güçlüğü, kilo kontrolünde zorlanma, sindirim sorunları ve uyku problemleri gibi pek çok şikâyete zemin hazırladığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “İşte bu noktada son yıllarda hem bilimsel literatürde hem de fonksiyonel tıpta öne çıkan bir kavram var; adaptojenler.  Adoptojenler ne enerji içeceği gibi “yükseltici” ne de sakinleştirici gibi “bastırıcıdır.” Bitki kaynaklı ajanlar olarak adlandırılan adaptojenlerin asıl görevleri vücudun stres karşısındaki dengesini yeniden kurmaya yardımcı olmak, aşırı çalışan sistemi yavaşlatmak ve yavaş çalışan sistemi desteklemektir” ifadelerini kullanıyor. 

Şehir insanının stres alarmı hep açık!

Modern şehir yaşamında vücudun stres alarm sisteminin hiç kapanmamasının büyük bir sorun olduğunun altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Sürekli açık kalan bu “alarm hali”, zamanla kortizol dengesinin bozulmasına, uyku kalitesinin düşmesine, insülin direncinin tetiklenmesine ve vücudun sürekli tetikte kalmasına yol açıyor. Adaptojenler ise bu sistemi tamamen kapatmaz; ancak aşırı çalışan stres yanıtını dengelemeye yardımcı olabilir” diyor. 

Her adaptojen herkeste aynı etkiyi göstermez

Her adaptojen herkeste aynı etkiyi göstermiyor. Örneğin; ashwagandha daha çok zihni susmayan ve uykuya dalmakta zorlanan kişilerde öne çıkarken, rhodiola sabah yorgun uyanan ve gün içinde tükenmiş hisseden kişilerde tercih edilebiliyor. Ginseng ise enerji, odaklanma ve performans desteği amacıyla kullanılabiliyor. “Herkese aynı takviye” yaklaşımının yanlış olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Hangi desteğin kim için gerekli olduğuna uzman değerlendirmesiyle karar verilmeli” uyarısında bulunuyor. 

Önce alışkanlıklar değiştirilmeli

Yapılan bilimsel çalışmalarda adaptojenlerin özellikle stres yönetimi ve kortizol dengesi üzerinde olumlu etkiler sağlayabileceği gösterilse de tek başına bir çözüm olarak görülmüyor. Düzensiz uyku, yoğun stres, yetersiz beslenme ve gün boyu kafeinle ayakta kalma gibi alışkanlıkların devam ettiği sürece adaptojenlerle sağlanan ilerlemenin sınırlı olacağını ifade eden Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu, “Bu nedenle adaptojenler bir tedavi yöntemi değil, doğru yaşam sisteminin destekleyici bir parçası olarak değerlendirilmeli. Adaptojenler doğru kişide ve doğru zamanda kullanıldığında stres yönetiminde anlamlı katkı sağlayabilir. Ancak sağlık hiçbir zaman tek bir kapsüle indirgenemez. Stresi yönetmeden sağlığı yönetemezsiniz” diyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sabah Yorgunluğunuz Kronik Yaşlanma Sinyali Olabilir Mi? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 07:39:06 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121218_202c509fca5cab7aa859ecfeab8acbb5.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121218_202c509fca5cab7aa859ecfeab8acbb5.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/09062026121218_202c509fca5cab7aa859ecfeab8acbb5.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Safra taşlarının boyutu kanser riskini artırabilir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-safra-taslarinin-boyutu-kanser-riskini-artirabilir-40744.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-safra-taslarinin-boyutu-kanser-riskini-artirabilir-40744.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Safra kesesi taşlarının bazı kişilerde hiçbir belirti vermeden seyredebileceğini belirten uzmanlar, bazı hastalarda ise şiddetli ağrı, bulantı ve sindirim sorunlarına neden olabildiğini söylüyor.İSTANBUL (İGFA) -  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Şükrü Arslan, safra kesesi taşlarının belirtileri, yol açabileceği ciddi sağlık riskleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Safra kesesinin besin sindirimi için gerekli olan safranın depolandığı bir organ olduğunu hatırlatan Dr. Şükrü Arslan, “Bazı kişilerde safra sıvısının yoğunlaşıp kristalize olmasıyla taşlar oluşabilir.” dedi. Bu taşların bazen hiçbir şikâyete sebep olmayabileceğini ifade eden Dr. Arslan, “Bazen de özellikle yağlı gıdalardan sonra karnın sağ üst tarafında ağrıya, bu ağrının omuz ve sırta vurmasına, bulantı, kusma, hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerine sebep olabilir.” şeklinde konuştu.

Taşın safra kanalını tıkayabileceğine değinen Dr. Şükrü Arslan, “Tıkanma neticesinde ateş, titreme, cilt ve gözde sararma, dışkı renginde açılma, idrar renginde koyulaşma gibi bulgular meydana gelebilir. Hastalığın tedavisinde günümüzde laparoskopik yani kapalı yöntemle ameliyatlar yapılabiliyor. Bu ameliyatta taşla beraber safra kesesi de alınır. Ameliyattan kısa süre sonra hastalar sosyal hayatlarına dönebilirler. Safra kesesi ameliyatıyla hem safra taşına bağlı şikayetlerin ortadan kaldırılması hem de ileride gelişebilecek hayati risklerin önüne geçilmesi hedeflenir.” dedi.

ÜÇ SANTİMİN ÜZERİNDEKİ SAFRA KESESİ TAŞLARI KANSER RİSKİNİ ARTIRABİLİYOR!

Safra kesesinde oluşan taşlara müdahale edilmediği durumlarda bazı riskler oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Şükrü Arslan, “Taş, safra kesesini iltihaplandırabilir. Safra duvarında delinme meydana gelebilir ve sepsis dediğimiz ciddi enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilir.” dedi.

Taşların safra kesesinden kanala düştüğü zaman ise tıkanma, sarılık ve iltihaplanmaya sebep olabileceğini kaydeden Dr. Arslan, “Taşın boyutu özellikle üç santimin üzerindeyse safra kesesi kanseri gelişmesine zemin hazırlayabilir. Safra kesesi taşları toplumda oldukça sık görülüyor ancak tüm taşlara ameliyat gerektirmiyor. Burada önemli olan taşın boyutu.” açıklamasını yaptı.

Taşın hastada şikâyet oluşturup oluşturmadığının ve ileride oluşturabileceği risklerin değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Şükrü Arslan, bu tarz hastalar mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Safra taşlarının boyutu kanser riskini artırabilir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:14:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026200926_02f48dedde5839bf3af8ce85d2a82d31.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026200926_02f48dedde5839bf3af8ce85d2a82d31.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026200926_02f48dedde5839bf3af8ce85d2a82d31.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Erken yakalandığında görme kaybı korunabiliyor, hatta… ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-erken-yakalandiginda-gorme-kaybi-korunabiliyor-hatta-40712.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-erken-yakalandiginda-gorme-kaybi-korunabiliyor-hatta-40712.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. 2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Ülkemizde de  benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor. Tıp literatüründe "Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu" olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor. Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin,  son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirterek, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir” diyor. 

Günlük yaşamı önemli ölçüde etkiliyor

Sarı nokta hastalığı, gözün arka kısmında bulunan retina tabakasının merkezindeki makula 

bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık. Sarı nokta denmesinin sebebi ise bu bölgede yüksek ışık maruziyetine karşı korunma sağlanması amacıyla bolca lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentler oluşması.   Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu oluyor. Bu bölgenin zarar görmesi sonucunda merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor. Belirtiler önce tek gözde oluşabilirken hastalık ilerleyip her iki gözü de tuttuğunda günlük yaşam önemli şekilde etkileniyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görme kaybının belirginleşmesi nedeniyle hastalarda önemli sorunlar yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Şahin, “Bu tabloda hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini  artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma (yemek yapma, televizyon izleme vb.) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye konuşuyor.  

Görme yetisinde hızla azalma yaşanabiliyor

Sarı nokta hastalığı temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip geliştiğini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, “Kuru tipte retina altında zamanla biriken ve drusen adı verilen birikintiler ile buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerinde de coğrafik atrofi olarak adlandırılan ve retina hücrelerinde belirgin kayıp ve bunun sonucunda görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir” bilgisini veriyor. “Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan formudur” diyen Prof. Dr. Özlem Şahin, şu bilgileri veriyor:  “Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” 

Sigara kullanımı riski yaklaşık 2 kat artırıyor!

İlerleyen yaş sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Görülme sıklığı özellikle 55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar sarı nokta hastalığının gelişme riskini anlamlı ölçüde artıran risk faktörleri arasında yer alıyor.  Güncel çalışmalar sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonların da önemli risk faktörleri olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Özlem Şahin,  “Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır” diyor. 

Bu sorunları göz ardı etmeyin 

Sarı nokta hastalığı erken evrede genellikle belirti vermiyor veya belirtiler çok hafif seyrediyor. Bu nedenle hastalar sorunlarının yaşlılığa bağlı olduğunu düşünüyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başladığına işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, aşağıda yer alan belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor. 


	Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi 
	Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması
	Karşıya  bakarken silik noktaların oluşması 
	Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük
	Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması
	Işığa karşı hassasiyet artışı
	Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi 


Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor
Sarı nokta hastalığının tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojilerden faydalanılıyor. Bu sayede retina tabakasındaki değişiklikler ayrıntılı şekilde incelenebiliyor. Tedavinin temel hedefi ise mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, hastalığın tipi ve evresinin uygulanacak tedaviyi belirlediğini anlatarak, “Kuru tip sarı nokta hastalığında vitamin ve mineral takviyeleri uygun hastalarda hastalığın ilerleme riskini yaklaşık yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzelerden zengin beslenme, omega-3 yağ asitlerinin tüketimi, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile sigaranın bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşımaktadır” diyor. Son yıllarda ileri evre kuru tip hastaları için göz içi iğne tedavisinin de geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Özlem Şahin, belirli aralıklarla göze uygulanan bu yöntemin hastalığın retina üzerindeki hasarının ilerleme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabildiğini söylüyor. 

Görme düzeyleri korunabiliyor, hatta... 

Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde  ise göz içine enjeksiyonla uygulanan ilaçlar önemli bir yer tutuyor. Bu tedaviyle, retina altındaki anormal damar oluşumunun ve sıvı sızıntısının kontrol altına alınması hedefleniyor. Enjeksiyon tedavisi sayesinde hastaların görme düzeyleri korunabiliyor, hatta bazı hastalarda görme yeteneğinde iyileşme sağlanabiliyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, “Son zamanlarda bu iğne tedavilerinin sıklığının azalmasında önemli gelişmeler yaşanmakla beraber, yılda 10-12’ye varan iğne sayıları görme keskinliğinin korunmasında önemli rol oynamaktadır” diye konuşuyor. 

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor

Genetik kökeni ağır bastığından sarı nokta hastalığını önlemek her zaman  mümkün olmasa da riski azaltmaya ve ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı önlemler bulunuyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, bu önlemleri şöyle sıralıyor: “Özellikle sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak önem taşımaktadır. Ayrıca dengeli beslenme (yeşil yapraklı sebzeler, balıkta bulunan omega-3 yağları), kan basıncı/şeker/kolesterol kontrolü gibi sağlıklı yaşam tarzı faktörleri hastalığın gelişimini yavaşlatmaktadır. Uzun süreli güneş ışığına maruziyeti azaltmak için güneş gözlüğü kullanmak da retina sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır.” 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Erken yakalandığında görme kaybı korunabiliyor, hatta…  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:53:49 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132021_1c07efdbfbdfba13690ecb0035bc374e.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132021_1c07efdbfbdfba13690ecb0035bc374e.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132021_1c07efdbfbdfba13690ecb0035bc374e.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[5. Diyet Fest İçin Geri Sayım Başladı ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-5-diyet-fest-icin-geri-sayim-basladi-40713.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-5-diyet-fest-icin-geri-sayim-basladi-40713.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Türkiye'nin sağlıklı yaşam alanındaki en kapsamlı buluşmalarından biri olan Diyet Fest, 13-14 Haziran tarihlerinde Kemerburgaz Kent Ormanı Festival Alanı'nda beşinci kez kapılarını açmaya hazırlanıyor.

Her yıl binlerce katılımcıyı bir araya getiren festival, bu yıl da sağlıklı yaşam, beslenme, spor ve fonksiyonel tıp  alanlarının öncü isimlerini aynı platformda buluşturacak.

TARTI'nın Ana Sponsorluğu ve Culturelle Probiyotik'in Co-Sponsorluğunda gerçekleştirilecek 5. Diyet Fest; sağlık profesyonelleri, diyetisyenler, öğrenciler ve sağlıklı yaşam meraklıları için iki gün boyunca benzersiz bir deneyim sunacak.

20.000 metrekarelik festival alanında kurulacak deneyim alanlarında ziyaretçiler; sağlıklı gıda markaları, fonksiyonel ürünler, vücut analiz ölçümleri, sağlık teknolojileri ve yenilikçi yaşam çözümleriyle buluşma fırsatı yakalayacak.

Festivalde ayrıca alanında uzman konuşmacıların yer alacağı sahne programları, marka deneyim alanları, tadımlar, yarışmalar ve sürpriz etkinlikler gerçekleştirilecek. 

Festival programının öne çıkan etkinliklerinden biri, 13 Haziran Cumartesi günü saat 18.30'da gerçekleşecek olan "Cem İşçiler'le Diyet Geyikleri" interaktif gösterisi olacak. Komedyen Cem İşçiler, sağlıklı yaşam, diyet kültürü ve günlük yaşamın eğlenceli yanlarını kendine özgü üslubuyla sahneye taşıyacak.

Günün finalinde ise saat 19.30'da sahne alacak olan Bariton konseri, katılımcılara müzik dolu keyifli anlar yaşatacak. 

Bu yıl festivale destek veren markalar arasında; Aksu Vital, Altınkılıç, Avoya, California Walnuts, CNR, DeNeBi Diyet, Fellas, Jomani, Mayi Tuz, Möller's Omega-3, Mutlu Makarna, Pronokal Group, Reis Gıda, Spor Endüstrisi A.Ş., Sultan, Verytest Ultimate, Vitalest, Wild Fruits ve Züber yer alıyor.

Sağlık sponsoru olarak Next Plus Health Systems'ın destek verdiği organizasyon, Uzman Diyetisyen Samet YAĞLI öncülüğünde Nutrition İstanbul tarafından gerçekleştiriliyor.

Beşinci yılında daha da büyüyen Diyet Fest, sağlıklı yaşamın yalnızca bir hedef değil, sürdürülebilir bir yaşam biçimi olduğunu vurgulayan içerikleriyle katılımcılarını bekliyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[5. Diyet Fest İçin Geri Sayım Başladı  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:52:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132023_c4895123b3a1c68df3904351f80b1e8a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132023_c4895123b3a1c68df3904351f80b1e8a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132023_c4895123b3a1c68df3904351f80b1e8a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uç nokta korumasında   fark yaratan başarı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-uc-nokta-korumasinda-fark-yaratan-basari-40719.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-uc-nokta-korumasinda-fark-yaratan-basari-40719.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, ESET PROTECT ürünüyle 2026 Gartner® Magic Quadrant™ for Endpoint Protection1 raporunda üst üste üçüncü kez Challenger olarak gösterildi. ESET, raporda 16 yıl üst üste yer aldı ve son 8 baskıda 7 kez "Challenger" olarak adlandırıldı.

ESET, rekabetçi fiyatlandırma ve kanıtlanmış uzun vadeli performansın da desteğiyle güçlü uygulama ve kapsamlı vizyonun konumunu belirlediğine inanıyor. 

ESET İşletme Direktörü Pavol Balaj, “2026 Uç Nokta Koruması için Magic Quadrant’ta tek ‘Challenger’ olarak gösterilmek, bizim açımızdan stratejimizin ve dünya çapındaki müşterilerimize sunduğumuz değerin güçlü bir teyidi niteliğinde. Bunu, tutarlı inovasyonumuzun, güçlü performansımızın ve siber güvenliği hem etkili hem de yönetimi kolay hâle getirmeye olan bağlılığımızın bir takdiri olarak görüyoruz. Kuruluşların gelişen siber tehditlerin bir adım önünde olmalarına yardımcı olmak için platform yeteneklerimizi geliştirmeye yatırım yapmaya devam edeceğiz.  Gartner, “Challenger’lar, uç nokta koruması satın alanların ihtiyaçlarını etkili bir şekilde karşılayan olgun uç nokta koruma ürünleri sunar. Ayrıca pazarda güçlü bir görünürlükleri vardır, bu da Niche Players’a kıyasla daha iyi bir Yürütme Yeteneği ile sonuçlanır. Challenger’lar, özellikle onlarla sağlam stratejik ilişkiler kurmuş müşteriler için pratik seçimlerdir” açıklamasını yaptı. 

ESET PROTECT , modern kuruluşların değişen ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış kapsamlı bir siber güvenlik platformudur. On yıllara dayanan uzmanlık ve sürekli yenilikçilik üzerine inşa edilen bu platform, güvenliğe “Önce Önleme” yaklaşımını getirerek, günümüzün siber dayanıklılık gereksinimlerini karşılamak üzere gelişmiş teknolojileri ve güvenlik hizmetlerini tek bir ölçeklenebilir çözümde bir araya getirir.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Uç nokta korumasında   fark yaratan başarı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:17:17 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132056_26ff0ca22215e50b31ef9809b1ef0325.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132056_26ff0ca22215e50b31ef9809b1ef0325.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132056_26ff0ca22215e50b31ef9809b1ef0325.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uzayan Bahar Alerjileri Yazın Keyfinizi Kaçırmasın]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-uzayan-bahar-alerjileri-yazin-keyfinizi-kacirmasin-40717.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-uzayan-bahar-alerjileri-yazin-keyfinizi-kacirmasin-40717.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Havaların ısınmasıyla açık havada geçirilen sürenin artması ve piknik sezonunun başlaması birçok kişi için alerji şikayetlerini de beraberinde getiriyor. Açan çiçekler, yeşeren ağaçlar, küf mantarları, değişen nem oranları ve rüzgarla çevreye yayılan polenler, toplumda “bahar alerjisi” ya da “saman nezlesi” olarak bilinen mevsimsel alerjilere neden oluyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzman Dr. Öğr. Üyesi Zühal Güllü, mevsimsel alerjilerin bağışıklık sisteminin polen gibi normalde zararsız maddelere karşı duyarlı hale gelmesi sonucunda ortaya çıktığını belirtiyor. Özellikle çimen, ağaç ve yabani ot polenleri mevsimsel alerjilerin en yaygın nedenleri arasında. Vücut, bu maddeleri zararlı olarak algılayarak histamin gibi bazı kimyasallar salgılıyor; buna bağlı olarak da burun akıntısı, hapşırma ve gözlerde sulanma gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Yeterli tedavi uygulanmadığında ise şikayetler yaz aylarına kadar devam edebiliyor. 

Astım Hastalarında Risk Daha Fazla

Mevsimsel alerjiler kişiden kişiye farklı belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Genellikle solunum yollarını ve gözleri etkileyen bu belirtiler, polen yoğunluğunun arttığı dönemlerde daha sık görülüyor. Bahar alerjilerinde en yaygın şikayetler arasında; sık hapşırma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık, boğazda kaşıntı, öksürük ile halsizlik ve yorgunluk hissi yer alıyor. Astım hastalarında ise bahar alerjileri daha ağır seyredebildiği için, özellikle polen yoğunluğunun arttığı dönemlerde nefes darlığı, hırıltılı solunum ve göğüste sıkışma gibi şikayetler astım ataklarını önemli ölçüde tetikleyebiliyor. 

 

Alerjenlere Karşı 8 Önlem! 

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Zühal Güllü, mevsimsel alerji belirtilerini hafifletmek ve alerjenlere maruziyeti azaltmak için günlük yaşamda yapılabilecekleri şöyle sıraladı:


	Polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dışarıda uzun süre vakit geçirmeyin. 
	Eve döndüğünüzde kıyafetlerinizi değiştirin ve duş alın. 
	Özellikle rüzgarlı havalarda pencerelerinizi kapalı tutun. 
	Ev temizliğinizi düzenli olarak yapmayı aksatmayın. 
	Polen temasını azaltmak için gözlük ve maske kullanın.
	Evcil hayvanlarınızın dış ortamdan taşıdığı polenlere karşı dikkatli olun. 
	Yaşam alanlarınızın nem dengesini korumaya özen gösterin. 
	Doktorunuzun önerisi olmadan hiçbir ilaç kullanmayın. 


“Uzun Süren Şikayetlerde Uzman Desteği Şart”

Mevsimsel alerjilerin ilkbahar, yaz ve sonbahar aylarında yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini söyleyen İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Zühal Güllü, “Doğru tanı ve uygun tedavi yöntemleriyle belirtilerin kontrol altına alınması mümkün” diyor. Özellikle bahar aylarında artan ve uzun süren alerji belirtilerinin göz ardı edilmemesi, gerekli durumlarda uzman desteğine başvurulması yaşam kalitesinin korunmasına da önemli ölçüde katkı sağlıyor. Ayrıca yapılacak alerji testleri sayesinde alerjinin kaynağı kolaylıkla belirleniyor ve kişiye uygun tedavi planını oluşturulabiliyor. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Uzayan Bahar Alerjileri Yazın Keyfinizi Kaçırmasın - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 08:15:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132053_1aae992a837038931f7e2863557ba933.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132053_1aae992a837038931f7e2863557ba933.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/08062026132053_1aae992a837038931f7e2863557ba933.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Obezite ve tütün kullanımı artıyor, fiziksel aktivite düşüşte!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-obezite-ve-tutun-kullanimi-artiyor-fiziksel-aktivite-dususte-40691.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-obezite-ve-tutun-kullanimi-artiyor-fiziksel-aktivite-dususte-40691.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ TÜİK'in açıkladığı 2025 yılı Türkiye Sağlık Araştırması sonuçlarına göre obezite oranı artarken, her gün tütün kullananların oranı da yükseldi. Fiziksel aktivite düzeyinin ise oldukça düşük olduğu ve büyük bir kesimin önerilen seviyede egzersiz yapmadığı görüldü.ANKARA (İGFA) - TÜİK tarafından açıklanan 2025 yılı Türkiye Sağlık Araştırması sonuçları, toplum sağlığına ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu. Söz konusu veriler toplumda obezite, hareketsizlik ve tütün kullanımının önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini gösterdi.

Buna göre, boy ve kilo değerleri üzerinden hesaplanan vücut kütle indeksi sonuçlarında 15 yaş ve üzeri bireylerde obezite oranı 2022 yılında yüzde 20,2 iken 2025 yılında yüzde 21,8’e yükseldi. Cinsiyet bazında incelendiğinde 2025 yılında kadınların yüzde 24,8’inin obez, erkeklerin ise yüzde 18,7’sinin obez olduğu belirlendi.



Araştırmada fiziksel aktivite düzeyinin düşük olması dikkat çekti. 15 yaş ve üzeri bireylerin yüzde 86,6’sının fiziksel aktivite yapmadığı tespit edilirken, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği haftada en az 150 dakika egzersiz yapanların oranı erkeklerde yüzde 4,1, kadınlarda ise yüzde 2,7’de kaldı.

Sağlık verileri ayrıca günlük yaşamda işlevsel zorluklara da işaret etti. Merdiven inip çıkarken zorlananların oranı kadınlarda yüzde 8,3, erkeklerde yüzde 3,7 olarak kaydedildi. Yürüme ve hatırlama gibi alanlarda da kadınların erkeklere kıyasla daha fazla zorluk yaşadığı görüldü.

Çocuklarda ise en sık görülen hastalıkların üst solunum yolu enfeksiyonları olduğu belirlendi. 0-6 yaş grubunda bu oran yüzde 28,5 olurken, 7-14 yaş grubunda yüzde 24,6 ile ilk sırada yer aldı.



Kronik hastalıklarda bel bölgesi problemleri öne çıkarken, 15 yaş ve üzeri bireylerde bu oran yüzde 24,3 olarak hesaplandı. Bunu hipertansiyon (yüzde 16,9), boyun bölgesi problemleri (yüzde 16,7), diyabet (yüzde 11,9) ve yüksek kan yağları (yüzde 10,1) izledi.

Tütün ve alkol kullanımına ilişkin veriler de dikkat çekti. Her gün tütün kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 30,1’e yükselirken, erkeklerde bu oran yüzde 42,9, kadınlarda ise yüzde 17,5 olarak kaydedildi. Son 12 ayda alkol kullananların oranı ise yüzde 12,6 oldu.



Koruyucu sağlık hizmetlerine katılımda ise düşük oranlar göze çarptı. 40 yaş ve üzeri kadınlarda son bir yılda mamografi çektirenlerin oranı yüzde 16,7 olurken, kadınların yüzde 59’unun hiç smear testi yaptırmadığı belirlendi.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Obezite ve tütün kullanımı artıyor, fiziksel aktivite düşüşte! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 15:43:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/07062026205053_148ed4430ed9215d37ca47a344068ba2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/07062026205053_148ed4430ed9215d37ca47a344068ba2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/07062026205053_148ed4430ed9215d37ca47a344068ba2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kaliteli uyku doğru alışkanlıklarla başlar!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kaliteli-uyku-dogru-aliskanliklarla-baslar-40650.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kaliteli-uyku-dogru-aliskanliklarla-baslar-40650.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, kaliteli ve sağlıklı bir uyku için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.

Uyku sorunlarının çözümünde ilk adım, nedenin doğru belirlenmesi!

Uyku hijyeninin, kişinin yaşına ve yaşam koşullarına uygun sağlıklı uyku alışkanlıkları geliştirmesini ifade ettiğini aktaran Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Uyku düzeninin sağlanabilmesi için öncelikle kişinin uyku sorunlarının nedenlerinin belirlenmesi gerekir.” dedi.

Geceleri sık sık tuvalet ihtiyacı için uyanma örneği veren Dr. Kakı, “Kişi gece sık sık uyanıyorsa ve bunun nedeni tuvalet ihtiyacıysa, akşam saat 19.00'dan sonra sıvı tüketimini azaltması ve günlük su tüketimini gün içine yayması uyku hijyeninin ilk basamaklarından biridir.” şeklinde konuştu.

Uykuya dalmakta zorlananlar için düzenli uyku ritüelleri önemli! 

Kişinin uykuya dalmakta zorluk yaşaması durumuna değinen Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Böyle durumlarda uyku öncesinde belirli ritüeller oluşturulmalı.” Dedi.

Daha sakin bir yaşama geçiş yapmanın, loş ışıkta bulunmanın ve rahatlatıcı aktiviteler gerçekleştirmenin uykuya geçişi kolaylaştırabileceğini dile getiren Dr. Kakı, “Gün içerisinde aşırı miktarda kafein tüketen kişilerin ise bu tüketimi azaltmaları önerilir.” uyarısını yaptı.

Uyku hijyeninin temel unsurları, ortamının sıcaklığı, nem, ışık ve ses koşulları… 

Uyku hijyeninin sağlanmasında uyku ortamının da büyük önem taşıdığına işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Uyku öncesinde odanın havalandırılması, çarşaf ve nevresimlerin ne çok sıcak ne de çok soğuk olacak şekilde vücut sıcaklığına yakın bir düzeyde olması gerekir.” dedi.

Oda sıcaklığının kişinin terlemesine ya da üşümesine neden olmayacak seviyede tutulması gerektiğine vurgu yapan Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Nem oranı da uygun olmalı. Gürültülü ortamlar uyku kalitesini olumsuz etkilediğinden, ses düzeyinin de uykuya uygun şekilde ayarlanması önemlidir.

Ayrıca uyumadan bir veya iki saat önce hareketli müziklerden uzak durulması, televizyon ve diğer ekranların kullanımının sınırlandırılması, yoğun ışığa maruz kalınmaması da uyku hijyenini destekleyerek uykuya dalmayı kolaylaştırır.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kaliteli uyku doğru alışkanlıklarla başlar! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 08:33:49 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/06062026131530_224608f6f672d85893819d02919c3c72.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/06062026131530_224608f6f672d85893819d02919c3c72.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/06062026131530_224608f6f672d85893819d02919c3c72.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İklim krizi artık geleceğin değil bugünün sorunu!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-iklim-krizi-artik-gelecegin-degil-bugunun-sorunu-40646.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-iklim-krizi-artik-gelecegin-degil-bugunun-sorunu-40646.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek zirvede, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümler masaya yatırılacak.

Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini değerlendirdi.

İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu 

Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına hatta ekonomiye kadar pek çok farklı alan yer alıyor. Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir. Bu durumların tamamı doğrudan gıda güvenliğini olumsuz etkilemekte ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz senaryolar konusunda bizi uyarmaktadır.” dedi.

Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor

Su kaynaklarının da iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklardan biri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde pek çok bölgede su kaynakları iklim değişikliğinin su döngüsünü bozmasıyla risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması ise doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılması hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar bahsi geçen tüm etkilerin ortaya çıkardığı bir de ekonomik faktörler yer almaktadır. Günümüzde pek çok ülkenin her yıl iklim değişikliği ile mücadele için ve iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin desteklenmesi için büyük fonlar kullandığı bilinmektedir.” diye konuştu.

 Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri

Ülkemizin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İklim değişikliği konusunda hazırlanan bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddeti kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir. Bu göstergeler ülkemizin hem kuraklık hem de afetler açısından ne denli riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu.

Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor?

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunun birbirine bağlı iki kavram olduğunu söyleyen Adiller, şunları anlattı:

“Günümüzde karbon emisyonları olarak ile sıkça dile getirilen kavram aslında havada bulunan ve havanın ısınmasına yardım eden gazların miktarlarını ifade ediyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışı ile havadaki miktarları artan bu gazlar havanın eskisine göre daha sıcak kalmasına sebep oluyor ve bu durum küresel hava sıcaklığı ortalamasının yükselmesi şeklinde kendini gösteriyor. Bu duruma biz Küresel Isınma adını veriyoruz. Sıcaklığın artışıyla diğer koşullarda da değişiklikler meydana geliyor. Buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da sıcaklığa bağlı olarak değişiyor. Örneğin sıcaklığın artmasıyla yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Bununla beraber hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor. İşte iklim sisteminde gerçekleşen bu tür değişikliklerin tümüne de İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef iklimdeki bu değişiklik de deniz seviyesinin yükselmesini, yağış rejimlerinin değişmesini, okyanus asitlenmesini ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının daha sık gerçekleşmesi gibi sonuçlar doğuruyor.”

Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? 

Bu yıl ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapıyor olmasının, bu alanla ilgilenen tüm çevrelerin gözünün Türkiye’de olacağı anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir ortamda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri dünyaya duyurması açısından ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini ortaya koyma açısından büyük bir fırsat yaratmaktadır. Günümüzde iklim değişikliği sadece bir çevresel kavram değildir. Dünyada pek çok ülke, kurum ve kuruluş ekonomi politikalarını ve yatırımlarını genellikle iklim değişikliği gibi çevresel kavramları dikkate alarak belirlemektedir. Bu yüzden de bu tür etkinlikler genellikle finans ve iş dünyası açısından da oldukça önemlidir. Zirve sırasında oluşacak bu ortam, yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünya ile buluşması açısından da bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.” dedi.

COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil

Bunların yanında, ülkemizin Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören “Sıfır Atık” Projesi’nin bu ortamda dünyanın tüm ülkelerine uygulanabilir bir model olarak sunulma imkânı yakalayacağını da dile getiren Adiller, “COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.” ifadesinde bulundu.

COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler

COP31’de Türkiye’nin odak noktasının kesinlikle markalaşma süreci içerisinde olan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017 yılında başlatılan ve küresel olarak da bilinirliği son yıllarda artan proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur. Bunun yanında Türkiye’nin vizyonunun da doğru anlatılması noktasında önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca Hatay’ın yeniden yapılandırılması süreciyle birlikte gündeme getirilen Dirençli Şehirler kavramı ve şehirlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi önemli gündem maddeleri olacaktır. Bunların yanı sıra, yeşil enerji ve sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar önemli gündem maddeleri oluşturarak ülkemize olumlu geri bildirimler getirebilir.” şeklinde görüşlerini ifade etti.

Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu

COP süreçlerinin aslında bağlayıcılık konusunda tartışılan kavramlar olsa da, ülkelerin duruma karşı aldıkları duruşun küresel ölçekte dolaylı etkiler yaratabildiğini belirten Adiller, “Her ne kadar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ya da Paris Anlaşması ülkelerin iklim değişikliği konusundaki eylem ya da eylemsizliklerine karşı caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasına rağmen, önceden de belirttiğimiz gibi iklim değişikliği kavramı başlı başına yatırımcıların ya da finans kuruluşlarının yakından takip ettiği süreçlerden biri. Bu yüzden de ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi ya da yerel politikada ve hukukta bu süreçlere ne kadar yer verdikleri ülkelere bu anlamda prestij kazandırmakta ve belli çevrelerde yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi.

Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında

İklim değişikliğinin hem kuraklık süreçlerini uzatması hem de şiddetli yağışlara sebep olmasının ülkemizdeki su kaynaklarını olumsuz etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti:

“Yağışın yüksek şiddette yağması toprak tarafından emilen ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken, sel ve taşkın gibi süreçleri tetikliyor. Bu süreçler sonucunda da düzenli aralıklarla yağması durumunda toprağı yer altı suyunu ve dereleri beslemesi gereken yağış maalesef büyük oranda. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1 652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1 346 m3 olmuştur. Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz. Bu senaryo bile başlı başına korkutucu iken uydu görüntüleri ile yapılan incelemeler ülkemizdeki pek çok gölün son 40 yıllık süreçte ciddi su kaybına uğradığını ve bazılarının tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Burada tek sebep tabii ki iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da maalesef süreci hızlandırmış olduğu gerçeğini vurgulamalıyız.”

İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz

Bugün iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına ulaşmak üzere olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta. 10 yıl iklim değişikliği konusunda çarpıcı etkileri görmemiz açısından çok kısa sayılacak bir zaman dilimi ama hiçbir adım atmadan ya da önlem almadan geçirilecek 30 ila 50 yıllık bir süreç sonrasında ülkemizi su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar (bazı ekosistemlerin yok olmanın eşiğine gelmesi) ve iç göçlerin çok yoğun gerçekleştiği ve özellikle bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarının yaşandığı durumlarla karşı karşıya kalınabilir.” diye konuştu.

Günümüzde gerçekleştirilen pek çok anketin insanların iklim değişikliğine karşı mücadeleye olan inançlarını kaybettiklerini gösterdiğini dile getiren Adiller, “Özellikle anketlere katılan pek çok kişi ülkelerin üzerine düşen görevi yerine getirmediği yönünde. Bence bu konuda da haksız sayılmazlar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna savaşa yaptıkları yatırımı yaşama yapsa da dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliğine sağlayabilsek.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[İklim krizi artık geleceğin değil bugünün sorunu! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 08:20:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/06062026124444_75e88fceab9cd194d57c824c77c5286d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/06062026124444_75e88fceab9cd194d57c824c77c5286d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/06062026124444_75e88fceab9cd194d57c824c77c5286d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ChatGPT diyet yazabilir ama diyetisyenin yerini alamaz!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-chatgpt-diyet-yazabilir-ama-diyetisyenin-yerini-alamaz-40622.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-chatgpt-diyet-yazabilir-ama-diyetisyenin-yerini-alamaz-40622.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Arş. Gör. Ekin Çevik, 6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında yapay zekânın beslenme alanındaki etkilerini değerlendirdi.

Tek tip diyet anlayışı yerini kişiselleştirilmiş beslenmeye bıraktı

Beslenme ve diyetetik alanında son yılların en önemli değişiminin kişiselleştirilmiş beslenme yaklaşımı olduğunu belirten Beslenme Uzm. Çevik, “Son yıllarda beslenme bilimindeki en büyük kırılma noktası, 'herkese tek tip diyet' anlayışından uzaklaşılması oldu. Bugün artık ‘kişiselleştirilmiş beslenme’ ve ‘sağlıklı yaş alma (longevity)’ dönemindeyiz. Araştırmalar artık aynı besinin farklı insanlarda çok farklı metabolik yanıtlar oluşturabildiğini net biçimde ortaya koyuyor. Buna bağlı olarak mikrobiyota araştırmaları patlama yaşadı; bağırsak bakterilerinin yalnızca sindirimle değil, ruh hali, bağışıklık ve kilo yönetimiyle de doğrudan bağlantılı olduğu anlaşıldı. Yalnızca ağırlık kaybını hedefleyen geçici hedef yaklaşımları yerine, geleceğe de dokunan, yaş alırken kronik hastalıklardan uzak, dinç ve kaliteli bir yaşam sürmek üzerine şekillenen koruyucu beslenme modelleri önem kazandı. Bunun yanı sıra dünyamızın ve nesillerimizin sağlığını ve refahını konu edinen çevresel sürdürülebilirlik artık beslenme rehberlerinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.” dedi.

Yapay zekâ beslenme bilimine yeni bir boyut kazandırdı

Yapay zekânın sağlık ve beslenme alanında farklı uygulamalarla kullanılmaya başlandığını dile getiren Çevik, “Yapay zekânın beslenme bilimine girişi birkaç farklı kanaldan oldu. Fotoğraftan besin analizi yapabilen uygulamalar, akıllı saatler aracılığıyla toplanan aktivite ve uyku verilerinin diyetle ilişkilendirilmesi, hastane sistemlerinde risk altındaki hastaların erken tespiti... Akademik dünyada ise büyük veri setlerinden kalıplar çıkarma konusunda devrim sayılabilecek çalışmalar yapılıyor. Artık binlerce kişinin genetik, mikrobiyota ve beslenme verisi bir arada değerlendirilerek bireysel öneriler üretmek mümkün hale geliyor.” diye konuştu.

 

 

Yapay zekâ liste hazırlayabilir ama insanı tam olarak anlayamaz

Yapay zekâ destekli uygulamaların kişiye özel diyet listeleri oluşturabildiğini ancak bunun belirli sınırları olduğunu vurgulayan Çevik, şöyle devam etti:

“Bu uygulamalar matematiksel olarak harika listeler çıkarabiliyor; boy, kilo, yaş ve hedef girildiğinde saniyeler içinde bir kalori ve makro hesabı yapabiliyor. Ancak burada kritik bir ayrım var: Gerçek anlamda ‘kişiye özel’ olmak, sadece rakamlardan ibaret değildir. Yapay zeka sizin o günkü stres seviyenizi, duygusal yeme krizinizi, çocukluktan gelen damak tadınızı ya da o yemeği yapacak vaktinizin olup olmadığını tam olarak anlamlandıramaz. Dolayısıyla teknik olarak bir liste oluşturabilir ama bu liste ruhsuz ve sürdürülebilirliği düşük bir liste olur. Bu yüzden, teknoloji ‘veriye dayalı’ kısmı çok iyi yapıyor; ‘insana dayalı’ kısmı için diyetisyeniniz hala vazgeçilmez.”

Diyetisyenin yerini almayacak, gücünü artıracak

Yapay zekânın diyetisyenlerin yerini alıp alamayacağını da değerlendiren Ekin Çevik, “’Yapay zekâyı kullanan diyetisyen, kullanmayanın yerini alır’ gibi düşünmek daha gerçekçi. Beslenme, sadece tabağa ne koyduğumuzla ilgili değil; tamamen psikoloji, motivasyon, şefkat ve insan ilişkisiyle ilgilidir. Bir danışanın ‘Bugün çok mutsuzdum ve diyeti bozdum’ dediğinde duymak istediği şey bir algoritmanın soğuk uyarısı değil, diyetisyeninin onu anlayan, yargılamayan empati dolu sesidir. Öte yandan bir hastanın anoreksiya gibi bir yeme bozukluğuyla mücadelesi, kronik bir hastalık yönetimi ya da anne sütü dönemindeki beslenme danışmanlığı; bunlar empati, klinik deneyim ve etik sorumluluk gerektiren süreçler. Yapay zekâ bu alanlarda yardımcı olabilir, ancak sorumluluğu üstlenemez. İşin bir diğer kritik boyutu da şu: bir bireyin yapay zekadan doğru ve güvenli bir beslenme önerisi alabilmesi için bile, ona neyi nasıl soracağını bilmesi, yani doğru komutları (prompt) kurgulayabilmesi gerekir. Bunun yolu da belirli bir beslenme okuryazarlığı ve temel bilgi düzeyine sahip olmaktan geçer. Toplumda bu doğru beslenme bilincini ve eğitimini inşa edebilecek tek meslek grubu ise diyetisyenlerdir. Yani yapay zekayı doğru yönlendirmek için bile yine bir diyetisyenin rehberliğine ve eğitimine ihtiyaç vardır.” dedi.

Popülist içerikler biyokimyasal gerçeklikle çelişiyor…

Sosyal medyada hızla yayılan beslenme önerilerine karşı da uyarılarda bulunan Ekin Çevik, “Sosyal medyada 'beslenme uzmanı' olarak öne çıkan isimlerin önemli bir bölümünün beslenme alanında herhangi bir eğitimi bulunmuyor. Viral olan içerik genellikle bilimsel değil, ilgi çekici olan. ‘Tek bir besin kanseri iyi eder’ ya da ‘3 günde 5 kilo verdim’ gibi iddialar ve popülist içerikler biyokimyasal gerçeklikle çelişmekte. Dolayısı ile güvenilir beslenme bilgisi için Türkiye Diyetisyenler Derneği, Sağlık Bakanlığı kaynaklı içerikler veya diyetisyen unvanlı profesyonellerin paylaşımları tercih edilmeli.” şeklinde konuştu.

Geleceğin diyetisyeni veri okuryazarı olacak

Beslenme alanında dijital dönüşümün hızlanacağını belirten Ekin Çevik, “Geleceğin diyetisyenlerinin temel bilim eğitiminin yanında veri okuryazarlığına sahip olması gerekecek. Yapay zekâ araçlarının ne söylediğini anlamak kadar ne zaman yanılabileceğini bilmek de kritik. Telebeslenme danışmanlığı, dijital takip araçlarının yorumlanması ve sosyal medya iletişimi de müfredatlara girmesi gereken alanlar. Ama bunların hepsi teknik beceri; üstüne insan anlayışı, etik farkındalık ve bilimsel eleştirel düşünce mutlaka eklenmeli. Teknolojiden korkmayan, aksine teknolojiyi arkasına rüzgâr olarak alan diyetisyenler geleceğe yön verecek.” ifadesinde bulundu.

ChatGPT ve benzeri araçlar bilgi verebilir ama tedavi sunamaz

ChatGPT, Gemini ve benzeri yapay zekâ araçlarının beslenme alanındaki kullanımına da değinen Beslenme Uzm. Ekin Çevik, “Bu araçlar, internetteki milyarlarca veriyi tarayarak size genel bir ortalama sunar. Dolayısı ile genel beslenme bilgisini aktarmak, diyet kavramlarını açıklamak ve farkındalık oluşturmak için oldukça kullanışlıdır. Ancak bunlar tıbbi müdahale değildir. Kronik bir hastalığınız (örneğin diyabet, böbrek yetmezliği, tansiyon) varsa veya hamileyseniz, bu araçların üreteceği genel geçer bir diyet listesi sağlığınızı ciddi şekilde tehlikeye atabilir. Yapay zeka araçları beslenme okuryazarlığını artırmak, pratik tarif fikirleri almak için keyiflidir ama sağlığınızı emanet edip harfiyen uygulanacak bir diyet merci değildir.” diye konuştu.

Gelecekte herkesin bir dijital beslenme asistanı olabilir

Gelecekte dijital beslenme asistanlarının günlük yaşamın bir parçası haline gelebileceğini belirten Ekin Çevik, “Teknoloji şu an yüksek gelirli ülkelerde ve refah düzeyi yüksek nüfuslarda yoğunlaşıyor. Oysa beslenme problemleri en çok ekonomik eşitsizliğin olduğu yerlerde görülüyor. İdeal senaryo şu: dijital araçlar diyetisyene ulaşamayan insanlara temel beslenme rehberliği sağlarken, karmaşık vakalar için nitelikli uzman desteği de herkes için erişilebilir olsun. Teknoloji tek başına bu denklemi çözemez; sağlık politikaları ve eğitim yatırımları da eşit ölçüde önemli.” şeklinde sözlerini tamamladı.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[ChatGPT diyet yazabilir ama diyetisyenin yerini alamaz! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 16:46:20 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221401_f0e4efcb1a5966213b1d0c15ad9c6056.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221401_f0e4efcb1a5966213b1d0c15ad9c6056.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221401_f0e4efcb1a5966213b1d0c15ad9c6056.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Memorial'dan Sağlığın Geleceğine Sürdürülebilir Katkı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-40625.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-40625.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; medikal mükemmeliyet, hasta deneyimi, teknoloji, bilimsel üretim, insan odaklı kurum kültürü ve toplumsal faydayı kapsayan bütüncül bir sağlık yaklaşımı olarak ele alan Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı.

GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial’ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.

Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor.

Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim

2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe’de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya’da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti.

Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu.

Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor.

“Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması”

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, şunları söyledi:

“2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu’nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz.

Bu anlayışla biri Bodrum’da, diğeri İstanbul’da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık.

Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor.

Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz.”

Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedefler

Memorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor.

2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor.

Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkı

Memorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor.

Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial’ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor.

Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor.

Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konum

Memorial, Türkiye’deki hastaneleri, Romanya’daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor.

2025 yılında Romanya’da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial’ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu.

Memorial Sağlık Grubu, bugün 190’dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor.

İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal fayda

Memorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor.

8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor.

“Kadınlar Omuz Omuza” projesinin yanı sıra “Sağlığa Kulaç At” ve “Pembe Yürüyüş” gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor.

Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımı

Memorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor.

Türkiye’de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor.

Memorial Sağlık Grubu’nun 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’na kurumun web sitesi üzerinden erişilebiliyor.

Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; medikal mükemmeliyet, hasta deneyimi, teknoloji, bilimsel üretim, insan odaklı kurum kültürü ve toplumsal faydayı kapsayan bütüncül bir sağlık yaklaşımı olarak ele alan Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı.

GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial’ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.

Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor.

Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim

2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe’de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya’da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti.

Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu.

Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor.

“Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması”

Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, şunları söyledi:

“2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu’nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz.

Bu anlayışla biri Bodrum’da, diğeri İstanbul’da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık.

Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor.

Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz.”

Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedefler

Memorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor.

2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor.

Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkı

Memorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor.

Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial’ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor.

Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor.

Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konum

Memorial, Türkiye’deki hastaneleri, Romanya’daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor.

2025 yılında Romanya’da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial’ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu.

Memorial Sağlık Grubu, bugün 190’dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor.

İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal fayda

Memorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor.

8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor.

“Kadınlar Omuz Omuza” projesinin yanı sıra “Sağlığa Kulaç At” ve “Pembe Yürüyüş” gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor.

Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımı

Memorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor.

Türkiye’de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor.

Memorial Sağlık Grubu’nun 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’na kurumun web sitesi üzerinden erişilebiliyor.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Memorial'dan Sağlığın Geleceğine Sürdürülebilir Katkı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 16:14:53 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221419_f9054d05403d819c96469a6c85f02fbc.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221419_f9054d05403d819c96469a6c85f02fbc.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221419_f9054d05403d819c96469a6c85f02fbc.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağlıklı beslenme, öğrenilen bir beceri! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-saglikli-beslenme-ogrenilen-bir-beceri-40627.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-saglikli-beslenme-ogrenilen-bir-beceri-40627.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, 6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında, öğrenilen bir davranış olan sağlıklı beslenmede diyetisyenlerin rolü hakkında açıklamalarda bulundu.

Beslenme, doğuştan kusursuz şekilde bildiğimiz bir davranış değil!

Beslenmenin yalnızca açlığı gidermekten ibaret olmadığını aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Gün içerisinde yaptığımız besin seçimleri; fiziksel sağlığımızı, enerji düzeyimizi, ruh halimizi ve yaşam kalitemizi etkiler. Bu nedenle beslenme, doğuştan kusursuz şekilde bildiğimiz bir davranış değil; zamanla öğrenilen ve geliştirilen bir beceridir.” dedi.

Sağlıklı beslenmenin neyi yediğimiz kadar neden yediğimizi, açlık ve tokluk sinyallerimizi ne kadar tanıdığımızı ve günlük yaşamda nasıl seçimler yaptığımızı da kapsadığını ifade eden İspiroğlu, “Günümüzde insanlar beslenme konusunda çok fazla bilgiye maruz kalıyor, ancak bu bilgilerin hepsi bilimsel doğruluk taşımıyor. Sosyal medya, reklamlar ve kulaktan dolma öneriler zaman zaman bireylerin kendi ihtiyaçlarından uzaklaşmasına neden olabiliyor. Oysa araştırmalar beslenme okuryazarlığı arttıkça beslenme bilgisinin, diyet kalitesinin ve yaşam kalitesinin de arttığını gösteriyor. Bu nedenle sağlıklı beslenmede önemli olan yalnızca bilgiye ulaşmak değil, doğru bilgiyi ayırt edebilmektir.” şeklinde konuştu.

Sağlıklı beslenmede başarı mükemmel diyet listesinde değil, yaşama yerleştirilebilen alışkanlıklarda!

Sağlıklı beslenmenin yalnızca neyin doğru olduğunu bilmekten ibaret olmadığını da vurgulayan Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bilginin günlük yaşamda uygulanabilir alışkanlıklara dönüşmesi gerekir. Çünkü insanlar çoğu zaman ne yapmaları gerektiğini bilir; zor olan bunu sürdürülebilir hale getirmektir.” dedi.

Sağlıklı beslenmede başarıyı belirleyen unsurun mükemmel bir diyet listesi olmadığını, kişinin yaşamına yerleştirebildiği alışkanlıklar olduğunu ve kalıcı değişimin de tam olarak burada başladığını kaydeden İspiroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Toplumda beslenme farkındalığının geçmiş yıllara göre arttığını söyleyebiliriz ancak beslenme okuryazarlığı açısından hâlâ geliştirilmesi gereken önemli alanlar bulunuyor. Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Araştırması'nın 2018 yılı sonuçlarına göre toplumun yaklaşık yüzde 69'u yetersiz veya sorunlu-sınırlı sağlık okuryazarlığı düzeyinde. Beslenme okuryazarlığı da sağlık okuryazarlığının önemli bir parçası olduğundan, bu sonuç bireylerin beslenme ile ilgili bilgileri değerlendirme ve doğru karar verme süreçlerinde zorluk yaşayabildiğini düşündürüyor. Ayrıca Türkiye'de üniversite öğrencileri üzerinde yapılan 2023 tarihli bir çalışmada, beslenme okuryazarlığı düzeyi arttıkça sağlıklı beslenme davranışlarının ve beslenme bilgi düzeyinin de arttığı gösterilmiştir. Bu nedenle günümüzde temel ihtiyaç yalnızca bilgiye ulaşmak değil, ulaşılan bilginin doğruluğunu değerlendirebilmek ve günlük yaşama aktarabilmektir.”

Her birey için tek bir ‘doğru beslenme modeli’ yok!

“Her birey için tek bir ‘doğru beslenme modeli’ yoktur” diyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Çünkü beslenme yalnızca biyolojik bir ihtiyaç değil, aynı zamanda psikolojik, sosyal, kültürel ve çevresel etkenlerden etkilenen bir davranış.” dedi. 

İnsanların sağlık durumları, yaşam koşulları, ekonomik imkanları, çalışma düzenleri, beslenme alışkanlıkları, inançları ve besinlerle kurdukları ilişkilerin birbirinden farklı olduğuna işaret eden İspiroğlu, “Bu nedenle bir kişi için sürdürülebilir ve sağlıklı olan bir beslenme modeli, başka bir kişi için uygulanabilir olmayabilir. Beslenmede önemli olan belirli bir kalıba uymak değil, bireyin ihtiyaçlarına, yaşam tarzına ve sağlık hedeflerine uygun, sürdürülebilir bir denge oluşturabilmektir.” ifadelerini kullandı.

Diyetisyenin asıl görevi sağlıklı seçimleri yaşamın doğal bir parçası haline getirmek!

Diyetisyenlerin yalnızca ne yenilip ne yenilmeyeceğini söyleyen kişiler olmadığına dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Diyetisyenin asıl görevi bireyin beslenme davranışını anlamak ve sağlıklı seçimleri günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmesine yardımcı olmaktır.” dedi.

Bazen porsiyon kontrolünü, bazen besin etiketlerini okumayı, bazen de açlık ve tokluk sinyallerini fark etmeyi öğrettiklerini ifade eden İspiroğlu, şunları söyledi:

“Kısacası kişiye yalnızca bir liste değil, sürdürülebilir bir yol haritası sunulur. Çoğu kişi beslenmeyi birkaç haftalık bir proje gibi görür. Oysa sağlıklı beslenme kısa süreli bir uygulama değil, uzun vadeli bir davranış değişikliğidir. İnternette bulunan birçok diyet planı bireyin yaşam koşullarını, sağlık durumunu ve alışkanlıklarını dikkate almaz. Bu nedenle başlangıçta hızlı sonuç alınsa bile sürdürülebilir olmadığı için kişi çoğu zaman eski alışkanlıklarına geri döner. Sorun genellikle irade eksikliği değil, kişinin yaşamına uygun olmayan yöntemlerdir.”

Diyetisyenler; bireylerin uygun kararlar almasına rehberlik eden sağlık profesyonelleri!

Diyetisyen desteğinin yalnızca kilo vermek isteyen bireyler için olmadığının altını çizen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Diyabetten kalp-damar hastalıklarına, sindirim sistemi hastalıklarından yeme bozukluklarına kadar pek çok durumda beslenme tedavisi sürecin önemli bir parçasıdır.” Dedi.

Bunun yanında herhangi bir hastalığı olmayan bireylerde de sağlığın korunması, yaşam kalitesinin artırılması ve doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması için diyetisyen desteğinin önemli bir rol oynadığına vurgu yapan İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Eskiden insanlar bilgiye ulaşmakta zorlanırken, bugün doğru bilgiyi ayırt etmekte zorlanıyor. Sosyal medya ve dijital platformlarda her gün yeni bir beslenme önerisi, yasaklı besin listesi veya hızlı sonuç vaat eden yöntemlerle karşılaşıyoruz. Bu nedenle günümüzde diyetisyenlerin rolü yalnızca beslenme planı hazırlamanın ötesine geçmiş durumdadır. Diyetisyenler; bilimsel kanıtları günlük yaşama uyarlayan, bilgi kirliliğini azaltan ve bireylerin sağlık durumlarına uygun kararlar almasına rehberlik eden sağlık profesyonelleridir. Özellikle obezite, diyabet, depresyon ve yeme bozuklukları gibi beslenmenin doğrudan etkili olduğu alanlarda, doğru bilginin güvenilir kaynaklardan aktarılması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.”

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sağlıklı beslenme, öğrenilen bir beceri!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 14:59:14 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221428_e960365caeda81cee9d01cfb8b74cc7e.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221428_e960365caeda81cee9d01cfb8b74cc7e.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026221428_e960365caeda81cee9d01cfb8b74cc7e.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yeni tedavi, yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarabilir]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yeni-tedavi-yasam-suresini-yaklasik-iki-katina-cikarabilir-40601.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yeni-tedavi-yasam-suresini-yaklasik-iki-katina-cikarabilir-40601.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Pankreas kanseri, en zor tedavi edilen kanser türleri arasında yer alıyor. Bu nedenle bilim dünyası uzun yıllardır daha etkili tedavi seçenekleri geliştirmek için çalışıyor. Son dönemde açıklanan araştırma sonuçlarının önemli bir gelişmeye işaret ettiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Yapılan güncel bir araştırmada hedefe yönelik yeni bir tedavinin standart kemoterapiye kıyasla yaşam süresini yaklaşık iki kat artırdığı ve ölüm riskini yüzde 60 oranında azalttığı görüldü” açıklamasında bulundu. 

29 Mayıs-2 Haziran 2026 tarihleri arasında Chicago'da düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Yıllık Kongresi'nde paylaşılan çalışmada, KRAS ve benzeri RAS mutasyonlarını hedefleyen daraxonrasib adlı yeni ilaç standart kemoterapi ile karşılaştırıldı. Araştırmaya daha önce en az bir tedavi almış yaklaşık 500 metastatik pankreas kanseri hastasının dahil edildiğini aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Daraxonrasib kullanan hastalarda ortalama yaşam süresi 13,2 aya ulaşırken, kemoterapi alanlarda bu süre 6,7 ay olarak ölçüldü. Ayrıca yeni tedavinin ölüm riskini yaklaşık yüzde 60 azalttığı görüldü” dedi.

KRAS mutasyonuna karşı ilk güçlü sonuçlar elde edildi

Bu çalışmayı önemli kılan noktanın, pankreas kanserinin temel nedenlerinden biri olarak kabul edilen KRAS mutasyonuna karşı ilk kez bu kadar güçlü sonuçlar elde edilmesi olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Pankreas kanserlerinin yüzde 90’ından fazlasında görülen RAS mutasyonları, yıllardır bilim insanlarının hedefinde olmasına rağmen etkili şekilde kontrol altına alınamıyordu. Çünkü bu mutasyonların yapısı nedeniyle uzun yıllar boyunca ‘hedeflenemez’ olduğu düşünülüyordu. RASolute 302 çalışmasında değerlendirilen daraxonrasib ise tüm RAS mutasyonlarını hedefleyebilen ilk ilaçlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu yeni ilaç, kanser hücrelerinin büyüme sinyallerini baskılamayı amaçlıyor” dedi.

Yıldırım sözlerine, “Metastatik pankreas kanserinde ilk kez bir RAS inhibitörünün faz 3 çalışmada sağkalım avantajı göstermesi nedeniyle elde edilen sonuçlar, pankreas kanseri tedavisinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor” şeklinde devam etti.

Tedavi planlamasında genetik testlerin rolü artıyor

Bu gelişmenin tüm hastalar için kesin bir çözüm anlamına gelmediğini de sözlerine ekleyen Yıldırım, “Ancak özellikle belirli genetik özelliklere sahip pankreas kanseri hastaları için daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedavilerin önünü açabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca bu bulgular, kanser tedavisinde genetik testlerin önemini de bir kez daha ortaya koyuyor” bilgisini verdi.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yeni tedavi, yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarabilir - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 13:48:53 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171759_85b5f67846738855372ad94c42d6f0de.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171759_85b5f67846738855372ad94c42d6f0de.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171759_85b5f67846738855372ad94c42d6f0de.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kene ve arı sokmalarına dikkat!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kene-ve-ari-sokmalarina-dikkat-40598.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kene-ve-ari-sokmalarina-dikkat-40598.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yaz aylarında artan kene ve arı sokmalarına karşı vatandaşları uyaran Dr. Ayhan Ak, kırsal alanlar, parklar ve piknik bölgelerinde alınacak basit tedbirlerin önemli sağlık sorunlarının önüne geçebileceğini belirterek, şüpheli durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmasını tavsiye etti.SAKARYA (İGFA) - Sakarya Büyükşehir Belediyesi Tıp Merkezi hekimlerinden Dr. Ayhan Ak, yaz aylarında artan kene ve arı sokmalarına karşı önemli uyarılarda bulundu.

Kenenin tek başına zehirli olmadığını belirten Ak, “Kene, beslendiği hayvan ya da insandan enfekte ve bulaşıcı hastalıkları alarak insanlara taşıyabilir. Bu nedenle özellikle otluk alanlarda ve kırsal bölgelerde dikkatli olunmalıdır” dedi.



AÇIK RENKLİ KIYAFETLER TERCİH EDİLMELİ

Kene riskine karşı alınabilecek önlemlere değinen Ak, “Piknik, yürüyüş veya kırsal alan ziyaretlerinde açık renkli kıyafetler tercih edilmeli, pantolon paçaları çorapların içine sokulmalıdır. Beyaz, krem, bej ve açık mavi gibi renkler kenenin daha kolay fark edilmesini sağlar. Eve dönüldüğünde mutlaka vücut kontrolü yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Kene tutunmasının ardından kızarıklık, şişlik ve ödem gibi belirtilerin görülebileceğini ifade eden Ak, “Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra kişi yaklaşık 10 gün boyunca kendisini gözlemlemelidir. Vatandaşlarımız paniğe kapılarak keneyi kendileri çıkarmaya çalışmamalı, en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır” dedi.

ÇOCUKLAR VE YAŞLILAR DAHA DİKKATLİ OLMALI

Özellikle çocukların kene tutunmasını çoğu zaman fark edemeyebileceğini belirten Ak, “Bu nedenle ailelerin açık alanlardan dönen çocuklarını mutlaka kontrol etmeleri gerekiyor. Kene, saç dipleri, kulak arkası, koltuk altı ve bacak bölgelerine tutunabiliyor. Alerjik yapıya sahip bireyler ve yaşlılar biraz daha hassas olmalı. Şüpheli bir durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulmasını tavsiye ediyoruz” dedi.

ARI SOKMALARI DA RİSK OLUŞTURUYOR

Yaz aylarında sık karşılaşılan bir diğer riskin arı sokmaları olduğunu belirten Ak, “Bal arısı iğnesini bıraktığı için bir cımbız yardımıyla çıkarabiliriz. Bölgeyi sabunlu ılık suyla yıkadıktan sonra soğuk kompres uygulayabiliriz. Özellikle ağız ve dil bölgesindeki şişliklerden çekiniyoruz. Eşek arısı sokmaları daha şiddetli reaksiyonlara neden olabilir. Solunum güçlüğü, yutma problemi veya ağız içerisinde şişlik oluşması halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır” dedi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kene ve arı sokmalarına dikkat! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 10:08:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171718_3a7f56966cfab84dda5b6c32e38dc123.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171718_3a7f56966cfab84dda5b6c32e38dc123.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171718_3a7f56966cfab84dda5b6c32e38dc123.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tiroit nodülleri ülkemizde giderek artıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-tiroit-nodulleri-ulkemizde-giderek-artiyor-40602.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-tiroit-nodulleri-ulkemizde-giderek-artiyor-40602.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Tiroit bezi içerisinde gelişen ve çevre dokudan farklı bir yapıda olan tiroit nodülleri dünya genelinde ve ülkemizde yaygın görülen bir sağlık sorunu. Yetişkin nüfusun yüzde 30 ila 50'sinde saptanan tiroit nodülleri çoğunlukla iyi huylu oluyor ve ciddi bir problem oluşturmuyor. Ancak bazı  nodüller büyüyerek nefes darlığı,  yutma güçlüğü ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olabiliyor, boyun bölgesinde belirgin bir çıkıntı oluşturarak estetik kaygı yaratıyor. Geçmiş yıllarda hastada şikâyet oluşturan iyi huylu tiroit nodülleri için cerrahi tedavi ön planda yer alırken, günümüzde ise gelişen teknolojiyle birlikte  ameliyatsız yöntemler ön plana çıkıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  son yıllarda artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle  başarılı şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu yöntemler arasında dokunun lazer veya kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmesi prensibine dayanan ablasyon yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon ve lazer ablasyon gibi yöntemler, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yöntemlerin sağladıkları en önemli fayda ise birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunması sayesinde ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabilmesi veya tamamen ortadan kaldırabilmesidir” diyor. 

İyot eksikliğine dikkat! 

Aynaya baktığımızda fark etmediğimiz, hatta yıllarca hiçbir şikâyete yol açmadan sessizce büyüyen tiroit nodülleri, günümüzde artık sadece ileri yaş gruplarında değil, 20'li ve 30'lu yaşlardaki genç erişkinlerde de sıkça rastlanan bir sorun. Bu artışın önemli bir kısmı ultrason kullanımının yaygınlaşması olsa da hatalı beslenme alışkanlıkları ve otoimmün hastalıklardaki artış gibi çeşitli faktörlerin etkili olabileceği düşünülüyor. Tiroit nodüllerinin oluşumunda pek çok etken rol oynuyor. En yaygın nedenlerinden birinin iyot eksikliği olduğunu belirten Prof. Dr. Melih Kara, “ Özellikle yıllarca süren iyot eksikliği tiroit bezinin büyümesine ve nodül oluşumuna yol açabilmektedir. Ayrıca genetik yatkınlık, ilerleyen yaş,  kadın olmak, boyun bölgesine radyasyon maruziyeti, sigara kullanımı ve Hashimoto gibi otoimmün tiroit hastalıkları önemli risk etkenleri arasında yer almaktadır” diye konuşuyor.

Kadınlarda yaklaşık 4 kat fazla görülüyor

Tiroit nodüllerinin kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Melih Kara, “Çalışmalarda, yaklaşık her 3 kadından 1’inde, hatta bazı serilerde yaklaşık her 2 kadından 1’inde, ultrason taramasında nodül saptandığı belirtilmektedir. Erkeklere göre kadınlarda yaklaşık 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca sebebi hormonal etkilerdir. Özellikle östrojenin tiroit dokusu üzerindeki uyarıcı etkisi ve otoimmün tiroit hastalıklarının kadınlarda daha sık olması nodül oluşumunu tetikleyebilmektedir. Aynı zamanda gebelikler de  tiroit dokusunu etkileyebilmektedir” ifadelerini kullanıyor.  

Genellikle uzun yıllar hiçbir belirti vermiyor

Tiroit nodülleri  çoğu zaman uzun yıllar hiçbir belirti vermedikleri için hastaların büyük bir bölümü nodülleri tesadüfen öğreniyor. Prof. Dr. Melih Kara, tiroit nodüllerinin belirti vermeye başladığında ise oluşan sorunları şöyle  sıralıyor:


	Boyunda şişlik veya ele gelen kitle
	Yutkunurken takılma hissi
	Boğazda baskı veya dolgunluk hissi
	Nefes darlığı (özellikle büyük nodüllerde)
	Ses kısıklığı


Aşırı hormon üreten bazı nodüllerde; çarpıntı, kilo kaybı, terleme ve sinirlilik gibi hipertiroidi belirtilerinin de ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Melih Kara, “Hastaların çok az bir kısmında ise hızlı büyüme, sertlik, lenf bezlerinde büyüme veya kalıcı ses kısıklığı gibi kanser açısından dikkat gerektiren bulgular görülebilir” uyarısında bulunuyor. 

Hiçbir şikayetiniz olmasa bile 35 yaşından sonra…

Tiroit nodüllerinde başarılı bir tedavi süreci için erken tanı ve doğru risk analizi kritik bir önemde. Çünkü erken dönemde saptanan riskli nodüller tedavi edildiğinde oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Özellikle ailede tiroit hastalığının olması, kadın olmak, iyot eksikliği bulunan bölgelerde yaşamak ve boyun bölgesine radyasyon öyküsünün daha dikkatli takip gerektirdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Melih Kara, “Şikâyeti olmayan bireylerde bile özellikle 35 yaş sonrası en az bir kez tiroit muayenesi ve ultrason değerlendirmesi faydalı olabilmektedir. Sonrasında takip sıklığı; kişinin risk durumuna, nodül varlığına ve ultrason bulgularına göre belirlenmektedir. Boyunda şişlik, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, hızlı büyüyen kitle veya ele gelen sertlik durumunda ise mutlaka hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor. 

Ameliyat ihtiyacı giderek azalıyor, çünkü… 

Tiroit nodüllerinin tedavisinde temel hedef kanser riskini dışlamak, hastanın şikayetlerini gidermek ve tiroit fonksiyonlarını korumak. Her iyi huylu nodül doğrudan cerrahi müdahale gerektirmiyor. Küçük ve risksiz nodüllerde sadece takip yeterli olurken, bazı tablolarda ise ilaç tedavileri ve cerrahi müdahale gündeme gelebiliyor. Gelişen teknolojiyle birlikte artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebildiğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  bu seçeneklerde son yıllarda “ablasyon" yönteminin öne çıktığını belirterek, “Tiroit ablasyonu özellikle iyi huylu olduğu biyopsiyle kanıtlanmış ancak büyümeye devam ederek baskı ya da kozmetik sorun oluşturan nodüllerde tercih edilmektedir. Ayrıca, cerrahi için riskli veya ameliyat istemeyen hastalarda da önemli bir alternatiftir” diyor. Kötü huylu nodüllerde ise temel tedavinin hâlâ çoğu hastada cerrahi yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Melih Kara, “Ancak küçük, düşük riskli bazı papiller tiroit kanserlerinde ya da ameliyat olamayacak hastalarda ablasyon yöntemleri alternatif veya tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilmektedir” bilgisini veriyor.

Hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabiliyor 

İyi huylu tiroit nodüllerinde ablasyon yönteminin en önemli avantajlarından biri sağlam tiroit dokusunun büyük ölçüde korunması. Klasik cerrahi operasyonlarda bazen tiroit bezinin bir kısmı veya tamamı alınabilirken, ablasyon yönteminde sadece hedef nodül tedavi ediliyor.  Bu sayede birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  “Böylece ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacı azalabilmekte veya tamamen ortadan kalkabilmektedir.  Boyunda hiçbir kesi izinin olmaması, genel anestezi gerektirmemesi ve iyileşme süresinin kısa olması da yöntemin önemli faydalarını oluşturmaktadır” diye konuşuyor.   

Günlük yaşama kısa sürede dönüş

Ablasyon tedavisinin ultrason eşliğinde ve lokal anestezi altında gerçekleştirildiğini anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Çoğu zaman hastanede yatış gerektirmeyen bu yöntem ortalama 20-45 dakika içinde tamamlanmaktadır. İnce bir iğne elektrot yardımıyla kontrollü ısı enerjisi verilerek nodülün küçültülmesi sağlanmaktadır. Hastalar genellikle  aynı gün evine dönebilmekte ve kısa sürede günlük yaşamlarına devam edebilmektedir”  diyor. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Tiroit nodülleri ülkemizde giderek artıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:39:42 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171818_98e804c80a8f254ec1f1d0537427b59f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171818_98e804c80a8f254ec1f1d0537427b59f.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171818_98e804c80a8f254ec1f1d0537427b59f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akıllı Teknolojilerle Hasta Aynı Gün Ayakta]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-akilli-teknolojilerle-hasta-ayni-gun-ayakta-40604.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-akilli-teknolojilerle-hasta-ayni-gun-ayakta-40604.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Kalça ve diz protezi ameliyatları, dünya genelinde en sık uygulanan ortopedik cerrahiler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, yaşlanan nüfusla birlikte eklem hastalıkları ve buna bağlı cerrahi ihtiyaçlar her yıl hızla artıyor. Özellikle kalça protezi ameliyatları, hareket kabiliyetini geri kazandırmada son derece başarılı olsa da, enfeksiyon, protez gevşemesi, pıhtı oluşumu ve bu pıhtıların vücudun başka bölgelerine taşınması (pıhtı atma) gibi komplikasyonlar tedavi sürecinin en kritik başlıkları arasında yer almayı sürdürüyor.

Günümüzde ortopedi alanında çok yönlü bir dönüşüm yaşanıyor. Enfeksiyonların saatler içinde tespit edilmesini sağlayan yeni biyobelirteç testleri, ameliyat öncesi dijital planlama yöntemleri ve daha dayanıklı, vücutla uyumlu yeni nesil protezler bu değişimin önemli unsurlarını oluşturuyor. Ayrıca, “hızlı iyileşme” protokolleri sayesinde hastalar ameliyat sonrasında çok daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor. Aynı zamanda pıhtı riskini azaltmaya yönelik daha güvenli ilaç yaklaşımları ve kişiye özel tedavi planlamaları da başarı oranlarını artırıyor. Bu dönüşümde, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Üniversitesi Uluslararası Eklem Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Kurucusu Prof. Dr. Javad Parvizi’nin özellikle enfeksiyonlarda erken tanıyı mümkün kılan yöntemleri yaygınlaştıran ve hasta güvenliğini merkeze alan tedavi algoritmalarını geliştiren çalışmaları, tüm bu yeniliklerin klinik pratiğe daha güvenli ve sistematik şekilde yansımasına önemli katkı sağlıyor.

Kalça ve diz protezlerinde enfeksiyon oranı her ne kadar %1–2 seviyelerinde olsa da, bu durum geliştiğinde tedavi süreci oldukça karmaşık ve zorlu hale gelebiliyor. Enfeksiyonun geç teşhis edilmesi ise, hastaların birden fazla ameliyat geçirmesine ve iyileşme sürecinin uzamasına neden olabiliyor. Prof. Dr. Javad Parvizi, “Günümüzde yeni nesil biyobelirteç testleri sayesinde enfeksiyonlar artık çoğu zaman saatler içinde tespit edilebiliyor” şeklinde konuşuyor. 

Enfeksiyonda Erken Tanı Hayat Kurtarıyor 

Yeni nesil biyobelirteç testlerinin sunduğu hızlı ve güvenilir tanı imkânı, özellikle ameliyat sonrası erken dönemde büyük önem taşıyor ve tedaviye zaman kaybetmeden başlanmasını sağlıyor. Bu alandaki önemli gelişmelerde, Prof. Dr. Javad Parvizi’nin katkıları dikkat çekiyor. Protez enfeksiyonlarının tanısında kullanılan uluslararası kriterlerin oluşturulmasına öncülük ederek tanı süreçlerini netleştiren Prof. Dr. Javad Parvizi, ayrıca eklem sıvısından yapılan biyobelirteç testlerinin klinik uygulamaya girmesinde ve yaygınlaşmasında da önemli rol oynuyor. 

Prof. Dr. Javad Parvizi, “Bu şekilde enfekte protezlerin tedavisinde hangi hastaya tek aşamalı, hangi hastaya iki aşamalı cerrahi uygulanması gerektiğini sistematik hale getirerek tedavi yaklaşımlarını daha öngörülebilir ve başarılı hale getirdik. Böylece hem başarı oranları arttı hem de gereksiz ameliyatların önüne geçilmesi mümkün oldu. Enfeksiyonu erken yakalamak, sadece protezi değil, hastanın genel sağlığını da korur. Bugün elimizde, geçmişe kıyasla çok daha hızlı ve güvenilir tanı yöntemleri var” şeklinde konuyu özetliyor…

Akıllı Teknolojiler Cerrahiyi Destekliyor

Modern protez cerrahisinde dijital planlama, yapay zeka destekli analizler ve hassas cerrahi teknikler öne çıkıyor. Ameliyat öncesinde yapılan detaylı görüntülemeler sayesinde cerrahlar, protezin yerleşimini hastaya özel olarak planlayabiliyor. Bu sayede ameliyat sırasında hata payı azalırken, işlemin süresi de kısalıyor.

Aynı zamanda daha az doku hasarı oluşması, hastaların ameliyat sonrası daha az ağrı hissetmesine ve daha hızlı toparlanmasına katkı sağlıyor. Teknolojideki gelişmeler yalnızca cerrahi süreci olumlu etkilemekle kalmayıp, protezlerin kullanım ömrünü de önemli ölçüde uzatıyor. Geçmişte ortalama 15-20 yıl dayanıklılık hedeflenirken, bugün geliştirilen yeni nesil protezlerle en az 30 yıla varan kullanım süreleri mümkün hale geliyor. Böylece birçok hasta, yaşamı boyunca aynı protezi kullanabilirken tekrar ameliyat gereksinimi de büyük ölçüde azalıyor.

Prof. Dr. Javad Parvizi, “Protezin doğru yerleştirilmesi uzun vadede protezin ömrünü uzatarak yeniden ameliyat ihtiyacını azaltıyor. Teknoloji artık cerrahın en güçlü yardımcısı. Bu gelişmeler daha az hata payı, daha yüksek başarı oranı anlamına geliyor” diyor.

Her Hastaya Özel Tedavi Dönemi 

Günümüzde ortopedide en önemli değişimlerden biri, standart tedavi anlayışından kişiselleştirilmiş tedaviye geçiş oldu. Artık her hasta; yaşı, genel sağlık durumu, ek hastalıkları ve enfeksiyon riski gibi birçok faktör birlikte değerlendirilerek tedavi ediliyor. Özellikle ileri yaşta olan bireyler, diyabet veya bağışıklık sistemi hastalığı bulunan hastalar, daha önce protez ameliyatı geçirmiş kişiler ve enfeksiyon riski yüksek olan gruplar bu yeni yaklaşımlardan büyük fayda sağlıyor. Doğru tanı ve uygun cerrahi planlama sayesinde bu hastalarda komplikasyon riskleri önemli ölçüde azaltılabiliyor. Prof. Dr. Javad Parvizi bu yaklaşımı, “Artık tek tip tedavi yok. Hastayı tüm yönleriyle değerlendirip en doğru yöntemi seçiyoruz” sözleriyle açıklıyor.

Gelişen Teknoloji Sayesinde Hasta Aynı Gün Ayağa Kalkıyor 

Kasların ve yumuşak dokuların daha az zarar görmesini sağlayan minimal invaziv cerrahi ve ameliyat sonrası süreçte geliştirilen yeni protokoller, hastaların çok daha kısa sürede, hatta çoğu zaman aynı gün ayağa kalkmasına olanak tanıyor. Erken mobilizasyonun teşvik edilmesi, yani hastanın ameliyattan kısa süre sonra hareket ettirilmesi, hem pıhtı riskini azaltıyor hem de genel iyileşme sürecini hızlandırıyor. Uzun yıllardır uyguladığı özel teknikler ve minimal invaziv yaklaşım sayesinde hastaların ameliyat sonrası çok daha hızlı ayağa kalkabildiğini belirten Prof. Dr. Javad Parvizi, hastaların böylece günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğine dikkat çekiyor. Günümüzde dünya genelinde ortopedik cerrahide benimsenen modern yaklaşım; erken mobilizasyonu destekleyen, kas ve dokuları koruyan yöntemler üzerine şekillenirken, Prof. Dr. Javad Parvizi de bu dönüşüme yıllardır öncülük eden isimler arasında yer alıyor.

Ayrıca ilaç kullanımında da daha dengeli ve güvenli yaklaşımların benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Javad Parvizi, “Özellikle bazı hastalarda düşük doz tedavilerle etkili koruma sağlanması, güçlü ilaçların oluşturabileceği yan etkileri azaltıyor. Bu sayede hastalar daha konforlu bir iyileşme süreci geçiriyor. Amacımız hastayı sadece ameliyat etmek değil, onu en hızlı ve en güvenli şekilde normal hayatına döndürmek” diyor... 

Tek Ameliyatla Kalıcı Çözüm Mümkün

Geçmişte enfekte protezlerin tedavisi çoğu zaman birden fazla ameliyat gerektiriyordu. Ancak günümüzde gelişen cerrahi stratejiler sayesinde, uygun hastalarda tek aşamalı ameliyatlarla kalıcı çözümler elde edilebiliyor. Bu yaklaşım, hem hastanın fiziksel yükünü hem de psikolojik stresini önemli ölçüde azaltıyor.

Prof. Dr. Javad Parvizi, “Doğru hasta seçimi ve doğru cerrahi planlama ile tekrar ameliyat ihtiyacı azalırken, tedavi süreci de kısalıyor. Başarı oranlarının artması, hem hasta hem de sağlık sistemi açısından büyük bir kazanım. Doğru planlama ile birçok hastada tek operasyon yeterli olabiliyor. Bu, hasta açısından büyük bir avantaj” diyor. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Akıllı Teknolojilerle Hasta Aynı Gün Ayakta - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:18:01 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171822_3341fd0c4fc8f5a627ae53b27a77a0cc.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171822_3341fd0c4fc8f5a627ae53b27a77a0cc.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/05062026171822_3341fd0c4fc8f5a627ae53b27a77a0cc.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dezavantajlılık bireysel değil, toplumsal bir mesele!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dezavantajlilik-bireysel-degil-toplumsal-bir-mesele-40530.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dezavantajlilik-bireysel-degil-toplumsal-bir-mesele-40530.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Karatay, toplumdaki dezavantajlılık konusunu değerlendirdi.

Dezavantajlı bireylerden çok dezavantajlı gruplar kavramı daha açıklayıcı

 “Toplumda ‘dezavantajlı’ bireylerin ve grupların varlığı, aslında ‘avantajlı’ birey ve grupların varlığına bağlıdır” diyen Karatay, şunları söyledi:

“Dezavantajlılık en az iki düzeyde anlaşılabilir. Birincisi insanın doğasından kaynaklanan nedenlerle ortaya çıkan dezavantajlılıktır. Engellilik, bazı ruhsal ya da bedensel hastalıklar buna örnek gösterilebilir. İkinci grup ise toplumların doğasından, eşitsiz politikalarından ve adaletsiz yapılarından kaynaklanan dezavantajlılıklardır. Şiddet gören kadınlar, yoksulluk nedeniyle kurum bakımına bırakılan çocuklar, göçmenler ve yoksul gruplar bu kapsamda değerlendirilebilir.”

Dezavantajlılığın yalnızca bireysel değil, toplumsal bir olgu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Karatay, “Dolayısıyla dezavantajlılık sadece bireyle ilgili değildir. Toplumsal gruplarla da ilgilidir. Örneğin Suriyeli göçmenler ya da Roman topluluklar gibi grup halinde dezavantajlılık yaşayan insanlar söz konusudur. Bu nedenle bireylerden çok ‘dezavantajlı gruplar’ kavramı daha kapsayıcı ve açıklayıcı olabilir.” diye konuştu.

Sosyal dışlanma ruhsal çöküntüye neden oluyor

Dezavantajlı grupların yaşadığı en önemli sorunlardan birinin önyargılar ve sosyal dışlanma olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karatay, “Ekonomik, sosyal ve kültürel dışlanmaya maruz kalan bireyler, kendi durumlarının normal olmadığını fark ettiklerinde çoğu zaman bunu kendi başarısızlıkları olarak görürler. Bu da suçluluk, öfke, değersizlik hissi gibi duygulara yol açar. Yani ekonomik ve sosyal bir sorun gibi görünen dezavantajlılık en çok bireyin ruh dünyasında çöküntü yaratmaktadır. Bir baskın kültür haline gelen bu söylem; dezavantajlılık halinin yaşanmasını daha da dayanılmaz kılacaktır.” şeklinde konuştu.

Her dezavantajlı grubun ihtiyacı farklı

Çocuklar, yaşlılar, engelliler, kadınlar, mülteciler ve ekonomik yoksunluk yaşayan bireylerin ihtiyaçlarının birbirinden farklı olduğunu belirten Prof. Dr. Karatay, “Sosyal nedenlerle dezavantajlı hale gelen kişi grupların ihtiyaçları esas olarak ekonomik iken; yaşlılık, engellilik gibi insan doğasından kaynaklanan sebeplerle dezavantajlı hale gelen kişilerin ihtiyaçları öncelikle bakım ve koruma hizmetleridir.  Ancak hem engelli hem yoksul olunması durumunda ihtiyaçlar daha karmaşık ve çok katlı olabilecektir. Kamuya esas büyük yük bu gruptan gelmektedir.” ifadesinde bulundu.

Toplumsal farkındalık için medya ve eğitim kritik rol oynuyor

Toplumsal farkındalığın artırılmasında aileye, eğitim kurumlarına ve medyaya önemli görevler düştüğünü dile getiren Prof. Dr. Karatay, “Toplumsal farkındalık esas olarak dezavantajlı halde olan kişi ve grupların bu durumlarının kendi bünye ve şartlarından bağımsız olduğu bilincinin yayılması; insanların içinde bulunduğu dezavantajlılık durumunun kişisel tercihleri imiş gibi görmemeleri ve kendilerine karşı dışlayıcı, etiketleyici (stigmatize) bir dil kullanılmaması hepimizin ortak görevidir. Toplumda egemen söylemler ayrımcılıkta çok etkili olacağından; medya ve kamuoyunda yapılacak bilgilendirilmeler yargılayıcı, dışlayıcı dilin azalmasında da çok etkili olacaktır.” dedi.

Empati dezavantajlılığı ortadan kaldırmaz ama dayanışmayı artırır

Empati kültürünün toplumdaki sosyal dayanışmayı güçlendirdiğini ifade eden Prof. Dr. Karatay, “Empati kültürü dezavantajlılığı ortadan kaldırmaz; ancak onlara yönelik söylemin azalması ve bu grupların anlaşılması, kendileriyle daha fazla ilişki kurulmasına ve dayanışmanın artmasına aracılık edebilir. Empati sadece dezavantajlılık koşullarında değil; bütün insan ilişiklerinde anlayış ve hoşgörüye dayalı bir kültürün gelişmesine katkı sunabilir.” diye konuştu.

“Yardım alan kişi” etiketi yeni eşitsizlikler doğuruyor

Dezavantajlı bireylerin yalnızca “yardım alan kişiler” olarak görülmesinin ciddi sorunlara yol açtığını belirten Prof. Dr. Karatay, şöyle devam etti:

“Toplumda ‘yardım alan’ diye söylemsel kategoriler aslında dışlayıcı pratiklerin varlığına işarettir. Kendisinin yardıma muhtaç olarak kodlandığının farkında olan bireyler, bununla övünmezler; aksine utanırlar ve bu durumu en yakınlarından bile gizlemeye çalışırlar. Yardım alan kişi yardım veren kişi ya da kurum karşısında çoğu kez zayıf olandır ve dışlanandır. Eşitsiz bir ilişki vardır aralarında. Yardım etmek kadim ‘armağan’ kültüründe olduğu bir karşılık beklenen verme şeklidir. Yardım alan kişi, yardımdan sonra daha bağımlı ve istenen yönde hareket etmek baskısı altında hisseder kendini. Bağımsız, kendi kendine yeten birey vasfı yaralanmıştır önemli oranda.”

Çözüm evrensel ve kapsayıcı kamusal hizmetler

Prof. Dr. Karatay, toplumun kırılgan gruplara yönelik daha kapsayıcı bir yaklaşım geliştirebilmesi için sosyal yardımlardan çok hak temelli politikaların güçlendirilmesi gerektiğine vurgu yaparak, sözlerini şöyle tamamladı: 

“İdeal olan insanları ‘kırılgan’ ve ‘kırılgan olmayan’ diye gruplara ayırmadan ‘herkese’ asgari düzeyde yaşam imkânı sağlayacak evrensel kamusal hizmetler sağlanmasıdır. Bunun için herkes için yeteneğine uygun erişilebilir eğitim imkanlarının sağlanması, herkes için erişilebilir koruyucu ve tedavi için sağlık hizmetleri, ulaşım imkanları, rekreasyon alanları yaratılmasıdır. Kamusal hizmetleri meta alanın dışına çıkarılarak kamu tarafından kapsayıcı koşullarda sağlanması durumunda, mevcut koşullarda karşılaşılan birçok sosyal sorun olmayacaktır.” 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Dezavantajlılık bireysel değil, toplumsal bir mesele! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:15:15 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026151627_75df2ba2fdba15a24001543a61053278.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026151627_75df2ba2fdba15a24001543a61053278.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026151627_75df2ba2fdba15a24001543a61053278.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-40501.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-40501.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine  ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı, “Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar   oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor. 

Nedeni mide fıtığı olabilir

Mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşan reflünün pek çok nedeni olabiliyor. Obezite, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme en sık görülen sebepleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, özellikle mide fıtığının (hiatal herni) reflünün altında yatan önemli nedenlerden biri olabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Samet Yardımcı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda mide fıtığı nedeniyle mide ile yemek borusu arasındaki koruyucu mekanizma bozulmaktadır. Bu durum sadece yanma hissine değil; kronik öksürük, ses kısıklığı, ağız kokusu, gece nefes darlığı hissiyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabilmektedir.”

Yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor

Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kalıcı hasar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden mide şikâyetlerinde mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “Bazı hastalarda yıllar süren reflüye bağlı olarak yemek borusunda hücresel değişiklikler gelişebilmektedir. Tedavide gecikildiğinde bu hücresel değişiklikler yemek borusu kanserinin gelişimine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sürekli mide yanması yaşayan kişilerin hekime danışmadan ilaç kullanarak şikâyetlerini baskılamaları son derece yanlıştır” diye konuşuyor. 

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Prof. Dr. Samet Yardımcı, aşağıda yer alan belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu anlatıyor.


	Uzun süredir devam eden mide yanması 
	Ağza acı su gelmesi 
	Kronik öksürük ve ses kısıklığı 
	Yemek sonrasında şişkinlik 
	Yutma güçlüğü 
	Sürekli mide koruyucu ilaç ihtiyacı


Tedaviden oldukça başarılı sonuçlar sağlanıyor

Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı durumlarda uygulanan cerrahi tedaviyle kalıcı çözüm sağlanabiliyor. Günümüzde reflü ameliyatlarının büyük bir kısmının laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabildiğini vurgulayarak,  “Doğru hasta seçimiyle uygulanan modern reflü cerrahisi uzun süreli ilaç ihtiyacını azaltabilmekte ve yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilmektedir” diyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta… - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:13:55 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123111_28345089aff1816c6e99df364e313fa8.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123111_28345089aff1816c6e99df364e313fa8.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123111_28345089aff1816c6e99df364e313fa8.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sigara sadece sağlığı bozmuyor  tadı tuzu da kaçırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sigara-sadece-sagligi-bozmuyor-tadi-tuzu-da-kaciriyor-40502.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sigara-sadece-sagligi-bozmuyor-tadi-tuzu-da-kaciriyor-40502.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Sigaranın ağız, boğaz ve solunum yolları üzerindeki etkilerine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara kullanımı; ağız, boğaz, gırtlak ve ses telleri başta olmak üzere kulak burun boğaz bölgesinde ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Özellikle gırtlak kanseriyle sigara arasındaki ilişki çok güçlü” dedi. Prof. Dr. Üstündağ sigaranın erken etkilerinden birinin de tat ve koku alma duygusunun zayıflaması olduğunu söyledi. 

Sigaranın yalnızca akciğerleri değil, kulak burun boğaz sistemini de doğrudan etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara dumanındaki toksik ve tahriş edici maddeler; ağız, boğaz, ses telleri ve burun mukozasında kalıcı hasara neden olabiliyor. Uzun süreli kullanım, kanser dahil pek çok ciddi hastalığın riskini artırıyor” şeklinde konuştu. Sigaranın en erken etkilerinden birinin tat ve koku duyusunda azalma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara dumanı burundaki koku alma hücrelerine zarar veriyor. Özellikle günde bir paket ve üzeri sigara kullanan kişilerde bu kayıp daha belirgin hale geliyor. Yemeklerden alınan tat azalıyor, yaşam kalitesi düşüyor” dedi.

Erken uyarı: ses kısıklığı 

Sigaranın ses tellerinde tahrişe ve kronik ödem oluşumuna neden olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Uzun süreli sigara kullanımı ses tellerinin yapısını bozuyor. Bu durum kalıcı ses kısıklığına yol açabiliyor. Özellikle iki haftadan uzun süren ses değişiklikleri mutlaka dikkate alınmalı” diye konuştu. 

Burun ve sinüs sağlığını bozuyor 

Sigaranın yalnızca boğazı değil, burun ve sinüsleri de etkilediğini paylaşan Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara dumanı burun mukozasında şişmeye neden oluyor. Bu durum kronik sinüzit, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi sorunların daha sık görülmesine yol açabiliyor” dedi. Sigaranın bağışıklık sistemini zayıflattığını da belirten Prof. Dr. Üstündağ, sigaranın burun mukozasında hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere neden olduğuna dikkat çekti. 

Pasif içiciliğin de faturası ağır 

Pasif içiciliğin de en az aktif sigara kullanımı kadar tehlikeli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara dumanına maruz kalan kişilerde özellikle boğaz enfeksiyonları, alerjik problemler ve solunum yolu hastalıkları daha sık görülüyor. Çocuklar bu konuda çok daha hassas bir grupta yer alıyor” şeklinde konuştu.

Sigara bırakıldıktan sonra iyileşme başlıyor

Sigaranın bırakılmasıyla birlikte vücudun kendini onarma sürecine girdiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Sigara bırakıldıktan sonraki ilk haftalarda tat ve koku alma duyularında iyileşme başlayabiliyor. Zaman içinde ses kalitesi düzeliyor, enfeksiyon riski azalıyor ve kanser gelişme riski önemli ölçüde düşüyor” dedi.

KBB muayeneleri ihmal edilmemeli

Özellikle uzun yıllardır sigara kullanan kişilerin düzenli KBB kontrollerini aksatmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Ağız içinde geçmeyen yaralar, yutma güçlüğü, uzun süren ses kısıklığı veya boyunda şişlik gibi belirtiler erken dönemde değerlendirilirse ciddi hastalıkların önüne geçmek mümkün olabilir” dedi. 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sigara sadece sağlığı bozmuyor  tadı tuzu da kaçırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:58:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123133_28be77cdf2823cd8c64ab5887c3bcceb.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123133_28be77cdf2823cd8c64ab5887c3bcceb.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123133_28be77cdf2823cd8c64ab5887c3bcceb.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yapay zekâ doktorunuz değil, danışırken dikkat edin]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yapay-zeka-doktorunuz-degil-danisirken-dikkat-edin-40503.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yapay-zeka-doktorunuz-degil-danisirken-dikkat-edin-40503.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Sohbet robotları düşünme, öğrenme ve çevremizdeki dünyayı algılama şeklimizi değiştiriyor. Bu tür bir dönüşüm hayatın birçok alanında kendini gösteriyor ancak belki de en hassas ve sıklıkla endişe verici olanlardan biri, sağlık hizmetleri için üretken yapay zekâ (GenAI) araçlarının giderek artan kullanımı. Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET,  tıbbi tavsiye almak için yapay zekâ kullanmanın  güvenlik ve gizlilik risklerine maruz bırakabileceği uyarısında bulundu. Riskleri sıralayarak nasıl güvende kalınabileceğine yönelik önerilerini paylaştı.

 

Bir dizi ücretsiz yapay zekâ sohbet robotunun yanı sıra büyük teknoloji şirketleri, kullanıcıların tıbbi kayıtlarını yorumlamalarına ve semptomları, laboratuvar sonuçları ve tedavi seçenekleri hakkında sorular sormalarına yardımcı olan Copilot Health, ChatGPT Health ve Amazon’un HealthAI gibi hizmetlerin lansmanıyla tüketicilere yönelik sağlık yapay zekâ alanına girdi. Bir yapay zekâ aracının doktorun rolünü üstlenmesini beklemek bazı riskler barındırıyor. Risk sadece kullanıcıların yanlış tavsiye alması değil, aynı zamanda gizlilik korumaları, veri paylaşım uygulamaları ve yasal yükümlülükleri bir doktor veya hastaneninkinden farklı olabilecek sistemlerle son derece hassas kişisel bilgileri paylaşmaları ve verilerinin beklenmedik kuruluşlara maruz kalmasıdır. Bir ABD hasta güvenliği kuruluşuna göre, genel olarak yapay zekâ sohbet robotlarının kötüye kullanımı şu anda sağlık teknolojisi alanında bir numaralı tehlike konumunda.

 

Microsoft'a göre, insanlar mobil cihazlarında diğer tüm konulardan daha fazla kendi sağlıkları ve sevdiklerinin sağlığı hakkında konuşuyor. Sohbet robotları 7/24 hizmet veriyor ve her şeye bir cevap sunarken gergin hastaları rahatlatmaya yardımcı olan kendinden emin bir üslupla konuşuyorlar. Ulusal sağlık sistemlerinin giderek daha fazla baskı altında olduğu bir dönemde, birçok kişi tıbbi yardım almaya karar vermeden önce muhtemelen yapay zekâ yardımıyla kendi kendine teşhis koyacak.  Ancak şimdiden bazı endişeler ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan ilki, halüsinasyonlar veya yanlış tavsiyeler. Şubat ayında Nature Medicine dergisinde yayımlanan bir Oxford Üniversitesi araştırması şu bulguları ortaya koydu: Kullanıcılar genellikle LLM ile hangi bilgileri paylaşmaları gerektiğini bilmiyorlar;  LLM'ler, kendilerine yöneltilen sorular çok az farklılık gösterse bile çok farklı cevaplar veriyor ve  modeller genellikle hem iyi hem de kötü tavsiyelerde bulunuyor ancak kullanıcılar ikisini birbirinden ayırt etmekte zorlanıyor. Çalışmanın başhekimine göre tüm bu heyecana rağmen yapay zekâ henüz bir hekimin rolünü üstlenmeye hazır değil. Hastalar, semptomları hakkında büyük bir dil modeline danışmanın tehlikeli olabileceğini, yanlış teşhisler ortaya çıkabileceğini ve acil yardım gerektiğinde bunun farkına varılamayabileceğini bilmeli. 

Yapay zekâ gizlilik riskleri 

Bireylerin bir an durup düşünmelerini gerektirecek, sağlıkla ilgili olmayan riskler de bulunuyor. Hassas tıbbi bilgileri halka açık bir sohbet robotuyla paylaşmanın, verilerin modeli eğitmek için kullanılması ve dolayısıyla başkalarına aktarılması anlamına gelebileceği. Kasıtsız da olsa modellerin kullanıcıları tarafından girilen verileri yanlışlıkla ifşa ettiği biliniyor. Sağlık verileriniz, bilgileri değiştirilip yeniden düzenlenirken dondurulabilen çalıntı bir kredi kartı gibi değildir. Ömür boyu size aittir ve bir yapay zekâ aracıyla paylaşıldığında kalıcı bir dijital kayıt hâline gelebilir. Sağlık odaklı başlıca sohbet robotlarının çoğu, bu verileri eğitim amaçlı kullanmayacaklarına dair söz veriyor. Eğitim gizlilik tablosunun sadece bir parçası ve hizmetler, üçüncü taraf veri paylaşımı konusunda aynı sözleri vermeyebilir. Kişisel tıbbi bilgileriniz, model sağlayıcısı ile sağlık hizmeti sağlayıcınız arasında yer alan bir üçüncü taraf olan veri toplayıcısının eline geçebilir. Ayrıca genellikle kullanımdan önce anonimleştirilse de doğrudan veya bu toplayıcılardan biri aracılığıyla reklam verenlerle paylaşılabilir. Sağlık verileri olağanüstü hassastır ve anonimleştirme her zaman tüm riskleri ortadan kaldırmaz.

İhlal riski katlandığında

Sağlık verileri, çeşitli nedenlerle dolandırıcılar tarafından yüksek oranda paraya çevrilebilir. Genellikle değiştirilemediği veya yeniden düzenlenemediği için uzun süre değerini korur. Sahte talepler sunmak veya sizin adınıza tıbbi hizmetler almak için kullanılabilecek sigorta bilgilerini içerebilir. Size şantaj yapmak için kullanılabilir. Bu verileri elinde bulunduran şirket sayısı ne kadar fazla olursa hackerların bu verileri ele geçirip çalma olasılığı da o kadar artar. 

Yapay zekâ ile paylaştıklarınıza dikkat edin

Bir sağlık sorunu konusunda endişeleriniz varsa genel amaçlı botlardan uzak durun ve bunun yerine sağlıkla ilgili soruları yanıtlamak üzere özel olarak tasarlanmış botları tercih edin. Hizmetin verilerinizi nasıl işlediğini açıklayıp açıklamadığını, eğitim amacıyla girdiğiniz komutları kullanıp kullanmadığını, bilgileri üçüncü taraflarla paylaşıp paylaşmadığını ve bir gizlilik düzenlemesi kapsamında olup olmadığını kontrol edin. Doğrulamak için kaynak bağlantıları yoksa çıktılara körü körüne güvenmeyin. Cevapları mutlak gerçek olarak kabul etmeyin: Her zaman bir tıp uzmanına veya resmî bir web sitesine  danışın.

Gizliliğinizi korumak için şunları  göz önünde bulundurun:


	Araçların bu verileri nasıl işlediğini anlamadığınız sürece, tıbbi belgeleri, laboratuvar sonuçlarını veya diğer hassas belgeleri bir yapay zekâ aracıyla asla paylaşmayın, yüklemeyin.
	İsim, adres, sigorta bilgileri, hasta numaraları veya diğer tanımlayıcı bilgileri girmekten kaçının.
	Eğitim ve sohbet geçmişi özelliklerinin kapalı olduğundan emin olun.
	Görev için gerekli olan minimum bilgiyi paylaşın.
	Yazdığınız her şeyin saklanabileceğini veya ifşa edilebileceğini varsayın ve komutlarınızı buna göre ayarlayın.


Yapay zekâ sohbet robotları, doktorunuza soracağınız belirli bir durumla ilgili soruları beyin fırtınası yapmak veya aşina olmadığınız bir tıbbi terimi açıklamak için yararlı olabilir. Ancak tıbbi bakım için hazırlık yapmak amacıyla yapay zekâ kullanmak ile tıbbi bakımın yerine yapay zekâyı kullanmak arasında büyük bir fark vardır. Kendinden emin bir cevabı tanı olarak kabul etmeyin ve bir makine sizi rahatlattığı için acil semptomları görmezden gelmeyin. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yapay zekâ doktorunuz değil, danışırken dikkat edin - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:53:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123145_b21d6746ab8f7873ad41545fbedb4161.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123145_b21d6746ab8f7873ad41545fbedb4161.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123145_b21d6746ab8f7873ad41545fbedb4161.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Tüp Bebek İçin Ne Zaman Başvurmalı? ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-tup-bebek-icin-ne-zaman-basvurmali-40506.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-tup-bebek-icin-ne-zaman-basvurmali-40506.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Genel olarak bir yıl boyunca düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edemeyen çiftler tedavi için başvurabiliyor. Ancak; kadın yaşı 35 ve üzerindeyse, yumurtalık rezervi düşükse, erkekten kaynaklanan sperm problemleri varsa ya da daha önceden yumurtalık ameliyatı, pelvik enfeksiyon gibi durumlar yaşandıysa, bir yılı beklemeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışmaları gerekiyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek ve Üreme Sağlığı Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Deniz Özgen, bu noktada şu hususlara dikkat çekiyor: “Tedavi sürecinde, klinik protokollere uygun ilaç kullanımı ve laboratuvar ortamının steril ve kontrollü olması da başarıyı artırıyor. Unutulmamalı ki, her çiftin yolculuğu farklıdır; sabırlı ve bilinçli olmak en iyi sonuçları getirir.”

Kadınlarda Kısırlık Neden Olur? 

Yumurtlama bozuklukları, tüplerin tıkanıklığı, endometriozis ve rahim içi yapısal problemlere neden olan bazı hastalıklar kadınlardaki kısırlığın en sık karşılaşılan nedenleri. Bununla birlikte, kadın yaşı doğurganlık açısından çok kritik bir etken. 35 yaşından sonra yumurta kalitesi ve sayısı azalırken, 40 yaş civarında gebelik şansı belirgin şekilde düşüyor. Yaş ilerledikçe doğumsal sorunlar ve düşük riski de artıyor. Bu yüzden doğurganlık konusunda yaş, erken karar vermeyi gerektiren en kritik faktör.

“Polikistik Over Sendromu (PKOS)” veya yeni adıyla “Poliendokrin Metabolik Over Sendromu (PMOS)” da bir kısırlık nedeni. PMOS, yumurtlama düzensizliği ve hormonal dengesizlik nedeniyle kadınlarda en sık doğurganlık problemlerinden biri. Yumurtalar olgunlaşamadığı için yumurtlama gerçekleşmiyor ve bu da gebeliği zorlaştırıyor. Tabii PMOS’ta öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçla yumurtlama tedavileri denenir; eğer başarısız olursa tüp bebek tedavisine geçiş yapılabilir.

 PMOS Gebelik Şansını Düşürür mü? 

PMOS’lu hastalarda tüp bebek tedavisinin başarı oranı genellikle sağlıklı bireylere oldukça yakın. Ancak tedavi sürecinde yumurtalıkların aşırı uyarılması (hiperstimülasyon) riski biraz daha yüksek olabiliyor. Bu nedenle özel protokoller kullanarak süreci daha dikkatli yönetmek önemli.

Tüp Bebek Tedavilerinde Güncel Gelişmeler Neler?

Özellikle son yıllardaki pek çok yenilik sayesinde tüp bebekte gebe kalma oranları arttı. Embriyo dondurma teknikleri (vitrifikasyon) çok daha etkili hale geldi, bu sayede sağlıklı embriyolar saklanabiliyor. Embriyo izleme sistemleri (time-lapse), embriyoların gelişimini sürekli ve zarar vermeden takip etmeye imkan sağlıyor. Böylece en sağlıklı embriyolar seçiliyor. Genetik tarama yöntemleri (PGT) ile kromozom sayısı ve hastalık riski kontrol edilerek sağlıklı gebelik şansı artıyor.

Embriyo Kalitesi Hangi Faktörlere Bağlı?

Embriyo kalitesini yükseltmek için öncelikle yumurta ve sperm kalitesinin iyi olması gerekiyor. Bunun için sağlıklı yaşam alışkanlıkları çok önemli; dengeli beslenme, stresten uzak durma, düzenli uyku ve ideal kilo mutlaka korunmalıdır. Aşırı kilolu ya da çok zayıf olmak yumurtlama düzensizliklerine neden olabilir. Sigara hem yumurta kalitesini düşüren hem de tüp bebek başarısını azaltan bir faktör. Stres ise hormon dengesini bozabilir. Bu yüzden tüp bebek tedavisi öncesi sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerinin yapılması gebelik şansını artırmak açısından büyük önem taşıyor.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Tüp Bebek İçin Ne Zaman Başvurmalı?  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 07:44:19 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123155_5a3bf9e655c0e02071f33b65f9058545.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123155_5a3bf9e655c0e02071f33b65f9058545.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/03062026123155_5a3bf9e655c0e02071f33b65f9058545.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Uykusuzluk modern çağın yaygınlaşan sorunu... Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-uykusuzluk-modern-cagin-yayginlasan-sorunu-uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem-40448.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-uykusuzluk-modern-cagin-yayginlasan-sorunu-uykusuzluga-karsi-5-etkili-onlem-40448.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, horlama ve uyku apnesi gibi burun ve boğaz kaynaklı sorunların kaliteli uykuyu engelleyebileceğini ve ciddi sağlık riskleri doğurabileceğini söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Modern yaşamın getirdiği stres, kaygı ve ekran kullanımının artmasıyla birlikte uyku problemleri giderek yaygınlaşıyor. Ancak uzmanlar, uykusuzluğun yalnızca psikolojik nedenlerle değil, kulak burun boğaz kaynaklı sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çekiyor.

Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Sabah yorgun uyanıyorum, gece sık sık uyanıyorum veya hiç uyumamış gibi hissediyorum” diyen kişilerin mutlaka KBB uzmanına başvurması gerektiğini belirtti. Tatlıpınar, horlama, burun tıkanıklığı, geniz eti, bademcik büyümesi ve uyku sırasında nefes durması gibi durumların uyku kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü ifade etti. Özellikle “uyku apnesi”ne dikkat çeken Tatlıpınar, bu hastalıkta kişinin gece boyunca farkında olmadan defalarca nefessiz kalabildiğini söyledi. Uyku apnesinin; sabah yorgunluğu, gün içinde uyuklama, dikkat dağınıklığı ve unutkanlık gibi sorunlara yol açabileceğini aktardı.



Burun eğriliği, alerjik tıkanıklık ve damak yapısındaki sorunların hava yolunu daraltarak uyku sırasında nefes almayı zorlaştırabildiği belirtilirken, tedavi edilmeyen uyku apnesinin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, depresyon ve felç riskini artırabileceği vurgulandı.

Çocuklarda da görülebilen uyku bozukluklarının geniz eti ve bademcik büyümesine bağlı olarak horlama, ağız açık uyuma ve huzursuz uykuya yol açabileceği ifade edildi. Uzmanlar, bu durumun dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlara neden olabileceğini belirterek aileleri uyardı.

UYKUSUZLUĞA KARŞI 5 ETKİLİ ÖNLEM!

Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar sağlıklı, kaliteli ve yeterli uykunun hem ruhsal hem de fiziksel açıdan son derece önemli olduğunu vurgulayarak, uykusuzluğa karşı 5 etkili önlemi şöyle sıralıyor;


 Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde uyukluyorsanız mutlaka sağlık kontrolünüzü yaptırın.
 Burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, geniz eti, bademcik ve burun eğriliği şikayetlerini önemseyin ve mutlaka tedavi olun.  
 Yatmadan önce telefon, tablet ve televizyon kullanımını azaltın.
 Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin.
 Akşam saatlerinde kahve, çay ve ağır yemek tüketiminden kaçının.



 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Uykusuzluk modern çağın yaygınlaşan sorunu... Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 15:32:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210340_046a5d7b8473e1f86eab03a28e1ed921.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210340_046a5d7b8473e1f86eab03a28e1ed921.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210340_046a5d7b8473e1f86eab03a28e1ed921.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[TTB uyardı: Hekim emeği korunmalı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-ttb-uyardi-hekim-emegi-korunmali-40451.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-ttb-uyardi-hekim-emegi-korunmali-40451.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Tabipleri Birliği, özel sağlık kuruluşlarında yaklaşık 30 bin hekimi ilgilendiren yeni çalışma rejimi değişikliklerine ilişkin yaptığı açıklamada, olası gelir kayıplarına karşı uyarıda bulundu.ANKARA (İGFA) - Türk Tabipleri Birliği (TTB), özel sağlık kuruluşlarında görev yapan yaklaşık 30 bin hekimi ilgilendiren çalışma rejimi değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle ilgili yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, özel sağlık alanında uzun süredir hekim emeğinin görünmez kılındığı, gelir belirsizliği yaratan ve şirketleşmeyi artıran uygulamalara dikkat çekildi.

Yeni düzenleme sürecinde hekimlerin maddi ve manevi kayba uğramaması gerektiği vurgulandı.

TTB, hekim emeğinin korunmasının yalnızca mesleki bir hak değil, aynı zamanda nitelikli sağlık hizmeti, hasta güvenliği ve toplum sağlığının temel şartı olduğunu ifade etti.

Açıklamada ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunularak, kazanılmış hakların korunması, gelir kaybının önlenmesi, gerçek ücretler üzerinden prim yatırılması ve kayıt dışı çalışma modellerinin ortadan kaldırılması için somut adımlar atılması istendi. TTB, Merkez Konsey, Özel Hekimlik Kolu ve tabip odalarının katılımıyla “Özel Sağlık Hizmetinde Hekim Emeğini Koruma Kurulu” oluşturulduğunu duyurdu.



Açıklamada, hekimlerin olası hak kayıplarına karşı meslek örgütleriyle iletişimde kalmaları ve daha örgütlü hareket etmeleri çağrısı yapıldı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[TTB uyardı: Hekim emeği korunmalı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 14:48:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210406_64862031d00cec73d8154b6b311fcf92.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210406_64862031d00cec73d8154b6b311fcf92.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210406_64862031d00cec73d8154b6b311fcf92.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Optisyenlik sadece gözlük satışı değildir!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-optisyenlik-sadece-gozluk-satisi-degildir-40486.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-optisyenlik-sadece-gozluk-satisi-degildir-40486.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Program Başkanı Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, 1 Haziran Gözlükçüler ve Optisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. 

Anatomik yapıya uygun çerçeve seçimi önemli! 

Göz sağlığının teşhisten uygulamaya kadar hassas bir süreç olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Göz hekimlerimiz bu sürecin ilk halkası olarak muayeneyi yapar, reçeteyi yazar. Optisyenler ise süreci tamamlayan, tıbbi bilgiyi teknik beceriyle birleştiren uzmanlardır. Optisyenlik, sadece bir gözlük satışı değildir; tamamen fizik, matematik ve optik bilimlerine dayanan çok teknik bir iştir. Reçetedeki değerlerin camlara milimetrik olarak işlenmesi, kişinin göz bebekleri arasındaki mesafenin doğru ölçülmesi ve anatomik yapısına en uygun çerçevenin seçilmesi hayati önem taşır. Yapılacak en ufak bir milimetrik odaklama hatası; kişide şiddetli baş ağrılarına, baş dönmelerine ve zamanla gözün daha da yorulmasına yol açar. Bu yüzden optisyenler, göz sağlığının korunmasında şakaya gelmeyecek bir sorumluluk üstlenir ve ancak ciddi bir akademik eğitim almış yetkin kişiler tarafından yapılması gereken bir mesleğin temsilcileridir.” dedi.

Dijital göz yorgunluğu toplumsal bir sorun haline geldi

Son yıllarda ekran kullanımının artmasıyla optisyenlere duyulan ihtiyacın da yükseldiğini vurgulayan Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Bundan 15-20 yıl öncesine kadar gözlük kullanımı daha çok ileri yaşlarla veya genetik faktörlerle bağdaştırılırdı. Sabah uyandığımız andan gece uyuyana kadar akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve televizyonlar hayatımızın merkezinde... Ekran karşısında geçirilen sürelerin katlanarak artması, dijital göz yorgunluğu dediğimiz durumu neredeyse bir toplumsal salgın haline getirdi.” diye konuştu.

Miyopi (uzağı görememe) oranlarının özellikle çocuklarda ve gençlerde çok ciddi seviyelere ulaştığını ifade eden Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Bu durum, toplumun bilinçli ve profesyonel göz sağlığı hizmetine olan ihtiyacını hiç olmadığı kadar yukarı taşıdı. Artık sadece görme kusurlarını düzeltmek için değil; mavi ışık filtreleri (Bluecut), UV korumalı camlar gibi koruyucu önlemler için de optisyenlerin kapısı çalınıyor.” şeklinde konuştu. 

Optisyenlik eğitimi üniversiteler düzeyinde ivme kazandı

Türkiye’de optisyenlik eğitiminin son yıllarda üniversiteler düzeyinde ciddi bir ivme kazandığını anlatan Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, şöyle devam etti:

“Bu mesleğin ne kadar önemli ve disiplinli bir akademik süreç gerektirdiği artık çok daha iyi anlaşılıyor. İstihdam boyutuna baktığımızda, nüfusun yaşlanması ve biraz önce bahsettiğimiz dijitalleşmeye bağlı göz rahatsızlıklarının artması, sektörü her zaman canlı tutuyor. Mezunlarımız sadece kendi optik müesseselerini açmakla kalmıyor; mevcut optik mağazalarında mesul müdürlük, lens ve cam üreten uluslararası firmaların distribütörlüklerinde teknik uzmanlık veya hastanelerin ilgili birimlerinde atama usulü görev alma gibi geniş bir yelpazede iş bulabiliyorlar. Sektördeki profesyonellerin birlik ve beraberlik içinde olması, mesleki standartları yükseltirken yeni mezunların da sektöre adaptasyonunu ve istihdamını olumlu yönde etkiliyor.”

Teknoloji mesleğimizi yok etmiyor

Teknolojik gelişmelerin optisyenlik mesleğini dönüştürdüğünü belirten Okuyucu, “Teknoloji mesleğimizi yok etmiyor, aksine bizi daha hatasız ve daha nitelikli hizmet sunan bir noktaya taşıyor. Geleneksel yöntemlerle yapılan ölçümler, yerini artık dijital odaklama ve üç boyutlu yüz tarama sistemlerine bıraktı. Birçok ulusal ve uluslararası firma bu bağlamda teknolojiler üretmekte ve geliştirmektedir. Bu sayede bir hastanın çerçeve içerisindeki göz odağını sıfır hatayla tespit edebiliyoruz. Ki bu hatanın yapılmaması göz sağlığı açısından çok çok önem taşımaktadır.” dedi.

Yapay zeka iyi bir optik profesyoneliyle yarışamaz! 

Yapay zekanın hayatımıza girmesiyle birlikte, kişinin yaşam tarzına en uygun cam tasarımını ve filtre kombinasyonunu yapay zekalı algoritmalar sayesinde saniyeler içinde analiz edebildiklerini dile getiren Öğr. Gör. Ömer Faruk Okuyucu, “Akıllı gözlükler ve artırılmış gerçeklik teknolojileri ise gözlüğü sadece bir görme aracı olmaktan çıkarıp bir giyilebilir teknoloji haline getiriyor. Optisyenler artık sadece birer sağlık teknikeri değil, aynı zamanda bu yüksek teknolojiyi yöneten ve hastaya entegre eden teknoloji danışmanları haline zaman içinde gelecektir. Fakat unutmamalıdır ki insan hassasiyeti ve bütünsel yaklaşım açısından yapay zeka organları iyi bir optik profesyoneliyle yarışamaz.” diye konuştu.

Optisyenlik dinamik ve asla eskimeyecek bir alan

Sağlık alanında kariyer planlayan gençler için optisyenliğin güçlü bir seçenek olduğunu belirten Okuyucu, “Sağlık sektöründe çalışmak isteyen ama doğrudan hastane ortamında bulunmayı tercih etmeyen öğrenciler için optisyenlik biçilmiş bir kaftandır. Hem insan sağlığına doğrudan dokunup birinin yaşam kalitesini anında artırmanın manevi tatminini yaşıyorsunuz, hem de işin içine estetik, moda ve yüksek teknolojiyi katabiliyorsunuz. Dinamik, asla eskimeyecek ve insan var olduğu sürece bitmeyecek bir iş alanından bahsediyoruz. Gerek kendi işinin patronu olmak gerekse de aktif bir iş hayatı arzulayanlar için gayet temiz, nezih ve eğlenceli bir sektörümüz var. Optisyenlik eğitimi çok ciddi ve önemli bir süreçtir. Okulda aldıkları teorik bilgiyi, optik mekanik laboratuvarlarındaki okulumuzda çok donanımlı ve büyük laboratuvarlarımız var pratikle birleştirmeliler. Teknolojiyi, cam tasarımlarındaki yenilikleri ve hatta dünya gözlük modasını yakından takip etsinler. İletişim becerilerini geliştirsinler; çünkü bir optisyenin en büyük gücü, hastayı doğru dinlemek ve onun ihtiyacını tam olarak tespit etmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Optisyenlik sadece gözlük satışı değildir! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 13:16:34 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026222545_7eb8dbdcfbd9c0b57d5a43fade7d722f.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026222545_7eb8dbdcfbd9c0b57d5a43fade7d722f.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026222545_7eb8dbdcfbd9c0b57d5a43fade7d722f.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yalnız ebeveynler maratonu tek başına koşuyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-40474.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yalniz-ebeveynler-maratonu-tek-basina-kosuyor-40474.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, 1 Haziran Dünya Ebeveynler Günü kapsamında yalnız ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocuklarla yaşadığı en yaygın sorunlara dair açıklamalarda bulundu.

Kendine bakım, yalnız ebeveynler için lüks değil zorunluluk!

Ebeveynliğin bir maraton gibi olduğunu dile getiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Yalnız ebeveynlik ise çoğu zaman bu maratonu tek başına koşmak gibidir. Bu nedenle kendine bakım, bir lüks değil, zorunluluktur.” dedi.

Yalnız ebeveynlerin tükenmişliğe karşı önlem alması gerektiğine dikkat çeken Ülkü, “Yakın çevre, arkadaşlar ya da destek gruplarıyla bağ kurmak, yalnızlık hissini azaltır. Haftada birkaç saat bile olsa sadece kendine ayrılan zaman, ruhsal yenilenme sağlar. Fiziksel sağlıkla ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi göz ardı etmemek gerekir. Uyku, beslenme ve egzersiz, duygusal dayanıklılığı artıran temel taşlardır. Yeterince iyi ebeveyn olmak, mükemmel olmaktan daha gerçekçidir. Ebeveynlik sürecinde psikolojik destek almak, zayıflık değil, dayanıklılık göstergesidir.” şeklinde konuştu.

Ebeveyn yorgunluğu, ergenle bağı zayıflatabilir!

Yalnız ebeveynlerin ergen çocuklarıyla yaşadığı zorlukların başında otorite dengesi kurmak, duygusal kopukluk, iletişim sorunları ve rol karmaşası geldiğini vurgulayan İnci Nur Ülkü, “Ergenlik, bireyselleşme ve bağımsızlık talebinin arttığı, aynı zamanda yoğun duygusal fırtınaların yaşandığı bir dönemdir.” dedi.

Ebeveynin tüm yükü sırtlandığında, ergenin bu yükün farkında olmayabileceğini ifade eden Ülkü, “Ayrıca ebeveynin yorgunluğu, zaman zaman çocuğun duygusal ihtiyaçlarını gözden kaçırmasına yol açabilir. Bu da bağ kurma zorluklarına ve uzun vadede çatışmalı ilişkilere neden olabilir.” açıklamasını yaptı.

Sınır koymak sevginin zıttı değil, aksine bir sevgi biçimi!

Ergenlik döneminde sınırların, hem güvenli bir çerçeve sunduğunu hem de bireyselleşmeyi desteklediğini kaydeden İnci Nur Ülkü, “Ancak yalnız ebeveynler, çocuklarıyla daha ‘arkadaşça’ bir ilişki kurma eğiliminde olabilir. Bu da sınırların belirsizleşmesine yol açar. Sınır koymanın, sevginin zıttı değil, aksine bir sevgi biçimi olduğunu unutmamak gerekir.” dedi.

Yalnız bir ebeveynin dikkat etmesi gereken bazı noktalara değinen Ülkü, “Tutarlı olunmalı, koyulan kuralların devamlılığı önemlidir. Ergenin hangi davranışların kabul edilir olduğunu anlaması için kurallar açıkça ifade edilmeli. Disiplin, cezadan çok rehberlik anlamına gelmeli. Ergenin duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmeden sınır koymak, uzun vadeli güven ilişkisi inşa eder.” ifadelerini kullandı.

Çatışma, ergenlik döneminin doğal bir parçası!

Yalnız ebeveynlerin, ergenlik dönemindeki çocuklarıyla yaşadıkları ciddi çatışmaları nasıl yönetebilecekleri konusunu da değerlendiren Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Çatışma, ergenlik döneminin doğal bir parçasıdır. Ancak yalnız ebeveyn için bu çatışmalar zaman zaman zorlayıcı olabilir. Bu durumda öncelikle ebeveynin kişiselleştirmemesi ve duygusal regülasyonunu sağlayabilmesi önemlidir.” dedi.

Etkili çatışma yönetimleri için bazı önerilerde bulunan Ülkü, sözlerini şöyle tamamladı:

“Duygulara yer açın. Ergenin öfkesi ya da isyanı, aslında anlaşılma ihtiyacının bir yansıması olabilir. Tepki vermeden önce dinlemek önemlidir. Yoğun çatışmalar sırasında konuşmak yerine, ortam yatıştığında konuyu ele almak daha yapıcı olur. Sen dili yerine ben dili kullanılabilir. ‘Sen hep böyle yapıyorsun’ yerine ‘Ben bu durumda kendimi değersiz hissediyorum’ gibi ifadeler, savunmayı düşürür. Aile danışmanlığı ya da bireysel terapi, çatışmaların tekrarlayıcı hale gelmesini engelleyebilir.

Yalnız ebeveynlik, özellikle ergenlik döneminde hem zorlayıcı hem de dönüştürücü bir yolculuktur. Bu süreçte en önemli şey, hem ebeveynin hem çocuğun duygularının görülmesi ve ihtiyaçlarının anlaşılmasıdır. Unutulmamalıdır ki, ebeveynin kendi duygusal sağlığı ne kadar iyi olursa, çocuğuyla kuracağı ilişki de o kadar sağlıklı olacaktır.” 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yalnız ebeveynler maratonu tek başına koşuyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 12:53:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210716_e1c3a645f3b1bc30fd569276abfb0576.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210716_e1c3a645f3b1bc30fd569276abfb0576.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026210716_e1c3a645f3b1bc30fd569276abfb0576.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Modern çağın yaygınlaşan sorunu: Uykusuzluk!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-modern-cagin-yayginlasan-sorunu-uykusuzluk-40439.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-modern-cagin-yayginlasan-sorunu-uykusuzluk-40439.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    “Gece boyunca dönüp duruyorum”, “Sabah kalkınca sanki hiç uyumamış gibi oluyorum”, “Başımı yastığa koyuyorum ama saatlerce uyuyamıyorum” diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, uykusuzluğun sadece stres ya da yoğun tempodan kaynaklanmadığını, burun ve boğazdaki bazı sorunların da gece boyunca nefes almayı zorlaştırarak kaliteli uykuyu engelleyebildiğini söylüyor. Uykusuzluk sorununun sadece yetişkinlerle sınırlı kalmadığını, son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, uykusuzluğun altında yatan sinsi nedenleri ve sağlıklı bir uyku için 5 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Modern yaşamın getirdiği stres, kaygı ve özellikle gece geç saatlere kadar süren ekran kullanımı, son yıllarda uyku sorunu yaşayanların sayısını artırıyor. Birçok kişi uykusuzluğu stres ve zihinsel yorgunlukla ilişkilendiriyor ancak çoğu zaman gözden kaçan başka bir neden daha var: Burun ve boğaz hastalıkları. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar; “Özellikle ‘sabah yorgun uyanıyorum’, ‘gece sık sık uyanıyorum’ ya da ‘sanki hiç uyumamış gibiyim’ diyenlerin, mutlaka kulak, burun ve boğaz hastalıkları uzmanına başvurmasında fayda var. Çünkü horlama, burun tıkanıklığı, geniz eti, bademcik büyümesi ve uyku sırasında nefesin durması gibi kulak, burun ve boğaz kaynaklı sorunlar, gece boyunca kaliteli uykuyu engelleyebiliyor.”

Sinsi tehlike ‘uyku apnesi’ne dikkat!

Özellikle uykuda nefesin kısa süreli durduğu ‘uyku apnesi’ durumunda kişinin gece boyunca defalarca nefessiz kalabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tatlıpınar, “Bu durum çoğu zaman kişinin farkında olmadan gerçekleşiyor. Kişi gece boyunca sık sık uyanıyor, derin uykuya geçemiyor ve sabah büyük bir yorgunlukla güne başlıyor. Gün içinde uyuklama, dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve odaklanma sorunları görülebiliyor” diyor. Burun eğriliği, geniz eti ve bademcik büyümesi, alerjiye bağlı burun tıkanıklığı, damak ve küçük dil sarkması gibi sorunların hava yolunu daraltarak uyku sırasında nefes almayı zorlaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar, tedavi edilmeyen uyku apnesinin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Tatlıpınar, yapılan araştırmalara göre uyku apnesinin, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, depresyon ve felç riskini de artırabildiğini söylüyor. 

Çocuklarda da görülebiliyor

Uyku sırasında nefes alma problemleri, geniz eti ve bademcik büyümesi nedeniyle gece horlama, ağız açık uyuma ve huzursuz uyku sık görülebiliyor. Kaliteli uyuyamayan çocuklarda dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü, huzursuzluk ve büyüme-gelişme sorunları ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar “Özellikle geceleri horlayan ve ağzı açık uyuyan çocukların mutlaka değerlendirilmesi gerekir” diyor. 

Gece uykusunu bozan alışkanlıklara dikkat!

Uykusuzluğun sadece sağlık sorunlarından değil, bazı yanlış alışkanlıklardan da kaynaklanabildiğini belirten Prof. Dr. Tatlıpınar sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle telefon, tablet ve TV gibi cihazların yarattığı ışık ve ekran maruziyeti melatonin üretimini baskılayarak hem uykuya dalışı hem de uykunun derinliğini bozar. Her gün farklı saatlerde yatmak ve kalkmak uyku ritmini olumsuz etkiler. Stres, gece çok aç ya da tok yatmak, ortamda gürültü olması, fazla sıcak ortam, yastık ve yatak problemleri sık uyanmalara neden olabilir. Kafein içeren kahve, çay, çikolata gibi ürünler, bazı ilaçlar uykuyu olumsuz etkiler. Gece tuvalete kalkmaya neden olan sağlık problemleri de uykunun bölünmesine neden olur.”

Uykusuzluğa karşı 5 etkili önlem!

Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar sağlıklı, kaliteli ve yeterli uykunun hem ruhsal hem de fiziksel açıdan son derece önemli olduğunu vurgulayarak, uykusuzluğa karşı 5 etkili önlemi şöyle sıralıyor; 


	Sabah yorgun uyanıyor, gün içinde uyukluyorsanız mutlaka sağlık kontrolünüzü yaptırın. 
	Burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, geniz eti, bademcik ve burun eğriliği şikayetlerini önemseyin ve mutlaka tedavi olun.  
	Yatmadan önce telefon, tablet ve televizyon kullanımını azaltın.
	Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmaya özen gösterin.
	Akşam saatlerinde kahve, çay ve ağır yemek tüketiminden kaçının.


 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Modern çağın yaygınlaşan sorunu: Uykusuzluk! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 08:03:24 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026120941_90e19be51189ad2c005ad3091b7dc5e8.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026120941_90e19be51189ad2c005ad3091b7dc5e8.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026120941_90e19be51189ad2c005ad3091b7dc5e8.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Doğum Sonrası Depresyona Dikkat!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dogum-sonrasi-depresyona-dikkat-40443.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dogum-sonrasi-depresyona-dikkat-40443.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Doğum süreci, birçok kadın için hayatın en özel deneyimlerinden biri. Ancak bu yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda hormonal, psikolojik ve sosyal açıdan da önemli değişimlerin yaşandığı bir süreç. Öyle ki, annelerin bir kısmı doğum sonrası dönemde duygusal dalgalanmalar yaşarken bazı kadınlarda belirtiler daha ağır seyrederek “doğum sonrası depresyon (postpartum depresyon)” olarak adlandırılan klinik bir tablo oluşturabiliyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kevser Altıntaş, bilinçli bir hazırlığın, riskleri azaltacağının ve süreci daha sağlıklı hale getireceğinin altını çizerek şunları söylüyor: “Annelik her zaman kusursuz geçen bir süreç olmayabilir. Doğum sonrası dönemlerde duygusal olarak tükenmiş hissetmek, zorlanmak ya da yardım ihtiyacı duymak bir zayıflık değildir. Önemli olan erken fark etmek ve yardım istemekten çekinmemektir. Unutmayın, destek istemek bir eksiklik değil; hem kendiniz hem de bebeğiniz için attığınız güçlü ve iyileştirici bir adımdır.”

Doğum Sonrası Her Duygu Değişimi Depresyon mu?

Toplumda yaygın görülen doğum sonrası dönemdeki duygusal dalgalanmalarda birçok anne ilk birkaç gün veya hafta içinde ağlama nöbetleri, huzursuzluk, duygu durum değişiklikleri yaşayabiliyor. “Annelik hüznü (Baby blues)” olarak da bilinen bu durum genellikle 7-14 gün içinde kendiliğinden geçiyor. Ancak postpartum depresyon çok daha ciddi bir tablonun adı. Belirtileri genellikle doğumdan sonraki ilk 4 ilâ 6 haftada ortaya çıksa da bazı kadınlarda doğumdan birkaç ay sonra, hatta bazen doğumdan sonraki bir yıl içinde bile kendini gösterebiliyor. Bu dönemde sürekli mutsuzluk, keyif alamama, yoğun kaygı, yetersizlik hissi ve hatta bebeğe karşı olumsuz duygular gibi belirtilere dikkat edilmelidir. Bu belirtiler annenin işlevselliğini etkiliyorsa ve iki haftadan uzun süredir devam ediyorsa, doğum sonrası depresyon açısından mutlaka bir hekim değerlendirmesi yapılmalıdır.

Hangi Anneler Daha Çok Risk Altında?

Doğum sonrası depresyon her annede ortaya çıkabilir; ancak bazı biyolojik, psikolojik ve çevresel risk faktörleri bu durumu daha da kolaylaştırabilir. Örneğin; daha önce depresyon veya anksiyete öyküsü olması, zor ya da travmatik doğum deneyimi, sosyal destek eksikliği (aile, arkadaş, eş desteği), evlilik/ilişki problemleri ya da maddi zorluklar, beklenmeyen ya da istenmeyen gebelik ve bebeğin sağlık sorunları bunlar arasındadır. Ancak bu risk faktörlerinin hiçbirinin olmadığı annelerde de doğum sonrası depresyon görülebilmekte. Günümüzde ayrıca mükemmel anne olma baskısı ve sosyal medyada idealize edilen annelik algısı da annelerin kendilerini yetersiz hissetmelerinde önemli bir faktör. 

Doğum Sonrası Depresyon Nasıl Tedavi Ediliyor? 

Unutulmamalıdır ki, doğum sonrası depresyon tedavi edilebilir bir durumdur. Tedavi planı ise belirtilerin şiddetine göre değişebiliyor. Psikoterapi, ilaç tedavisi, sosyal destek ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle tamamen iyileşme mümkündür. Bu nedenle tedavi sürecinin planlanması için mutlaka bir psikiyatri uzmanına danışılmalıdır. Kuşkusuz annenin yakın çevresindeki kişilerin/eşinin anlayışlı, yargılamadan dinleyen ve destekleyici bir tutum sergilemeleri de iyileşme sürecinde önemlidir. Peki, doğum öncesinden itibaren anneler ruh sağlıklarını nasıl korumalı? Özellikle önleyici bazı adımlarla depresyon riskini düşürmek mümkün. İşte o adımlar:  


	Eşinizle açık iletişim kurun
	Doğum sonrası bakım planınızı gözden geçirin 
	Uyku ve beslenme düzeninize özen gösterin
	Gerekirse doğumdan önce bir uzmandan destek alın
	Kendinize zaman ayırın, hobilerinizden kopmayın ve günlük yaşam planlarınızı sürdürün


 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Doğum Sonrası Depresyona Dikkat! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:55:40 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026121009_2511a7e6ae2f746af24edf2545d96ec9.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026121009_2511a7e6ae2f746af24edf2545d96ec9.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026121009_2511a7e6ae2f746af24edf2545d96ec9.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ebeveynli oyun grubuna ailelerden yoğun ilgi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-ebeveynli-oyun-grubuna-ailelerden-yogun-ilgi-40442.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-ebeveynli-oyun-grubuna-ailelerden-yogun-ilgi-40442.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Anne Şehir Merkezleri, anneler ve çocuklara yönelik örnek projeler üretmeye devam ediyor. Bu projelerden biri olan “Ebeveynli Oyun Grubu”, yalnızca İzmit’te bulunan Anne Şehir Merkezi Akasya’da uygulanıyor ve ailelerden yoğun ilgi görüyor.
SADECE AKASYA ANNE ŞEHİR MERKEZİ’NDE

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından ilk kez Anne Şehir Merkezi Akasya’da başlatılan ebeveynli oyun grubu ailelerden yoğun ilgi görmeye devam ediyor. 18-24 ay ve 24-36 ay olmak üzere iki farklı yaş grubuna özel hazırlanan programda minikler, anneleriyle birlikte katıldıkları oyun temelli etkinliklerle öğrenme sürecine dahil oluyor. Çocuklar bu süreçte hem eğleniyor hem de ebeveynleriyle zaman geçirmenin keyfini yaşıyor.

MİNİKLER EBEVEYNLERİYLE KEŞFEDEREK ÖĞRENİYOR

Miniklerin ebeveynleriyle keşfederek öğrendikleri program; çocukların sosyal, bilişsel, duygusal ve fiziksel gelişimlerini destekleyecek şekilde planlanıyor. Etkinlikler sayesinde akran iletişimi güçlenirken ince ve kaba motor beceriler, dil gelişimi ve problem çözme yetenekleri de destekleniyor. Merkezde haftada bir gün düzenlenen programlar, 10’ar kişilik sınıflarda gerçekleştiriliyor ve eğitimlerde her çocuğa birebir ilgi gösteriliyor.

ÖZGÜVENLİ VE SOSYAL BİREYLER YETİŞTİRMEYİ AMAÇLIYOR
Ebeveynli oyun gruplarında çocukların; dünyayı tanıma ve anlamlandırma becerilerinin gelişmesi, sosyalleşme süreçlerinin desteklenmesi, özgüven ve iletişim becerilerinin artırılması ve hareket ederek öğrenme alışkanlığı kazanmaları hedefleniyor. Ayrıca program süresince çocuklar uzman psikologlar tarafından gözlemleniyor. Gerekli durumlarda ailelere danışmanlık desteği sunularak hem çocukların hem de ebeveynlerin süreci sağlıklı şekilde yönetmesi sağlanıyor.

ANNELER İÇİN DE KAPSAMLI HİZMETLER

Anne Şehir Merkezleri’nde sadece çocuklara değil, annelere yönelik de birçok hizmet bulunuyor. Pilates, fitness ve zumba gibi spor aktivitelerinin yanı sıra psikolojik danışmanlık, diyetisyen ve fizyoterapi hizmetleriyle kadınların hem fiziksel hem de sosyal olarak desteklenmesi amaçlanıyor. Marifetli Eller Atölyesi’ne katılan kadınlar, tamamen ücretsiz workshoplarla hem yeni beceriler kazanıyor hem de keyifli zaman geçiriyor. Ayrıca bunların yanı sıra ders saatleri sırasında çocuklar, anne yanı sınıflarında güvenle eğitim alarak eğlenceli vakit geçiriyor.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ebeveynli oyun grubuna ailelerden yoğun ilgi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 07:54:15 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026121007_31742aa506e02d76b531ae3f1b30624c.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026121007_31742aa506e02d76b531ae3f1b30624c.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/01062026121007_31742aa506e02d76b531ae3f1b30624c.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Türk göz hekimleri 4 günde 70 canlı göz ameliyatı yapacak]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-turk-goz-hekimleri-4-gunde-70-canli-goz-ameliyati-yapacak-40423.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-turk-goz-hekimleri-4-gunde-70-canli-goz-ameliyati-yapacak-40423.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Oftalmoloji Derneği’nin dünya çapındaki Canlı Cerrahi Sempozyumu’nda 4 günde 70 göz ameliyatı yapılacakANKARA (İGFA)  - Türkiye’deki göz hekimlerini temsil eden Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), mesleki eğitim ve bilimsel paylaşım faaliyetleri kapsamında düzenlediği Canlı Cerrahi Sempozyumu’nun 10'uncusunu 11-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirecek.

TOD Genel Başkanı Kıvanç Güngör, etkinliğin göz hastalıkları alanında dünya çapında benzeri olmayan bir organizasyon olduğunu belirterek, dört gün boyunca farklı branşlarda canlı cerrahi uygulamalarının gerçekleştirileceğini söyledi.

70 AMELİYAT CANLI YAYINLANACAK

Sempozyum kapsamında glokom, katarakt ve refraktif cerrahi, kornea ve oküler yüzey, okülofasyal cerrahi, pediyatrik oftalmoloji, şaşılık ve vitreoretinal cerrahi alanlarında yaklaşık 70 ameliyat yapılacak. Ameliyatlar, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ameliyathanelerinden canlı olarak yayınlanacak ve görüntüler eş zamanlı şekilde JW Marriott Hotel Ankara Kongre Merkezi'ndeki katılımcılara aktarılacak.

Bu yıl ilk kez uygulanacak program kapsamında sempozyumun ilk gününde üç farklı cerrahi birim eş zamanlı operasyon gerçekleştirecek. Böylece katılımcılar farklı cerrahi teknikleri aynı anda izleme ve karşılaştırma imkânı bulacak.



2 BİNDEN FAZLA HEKİM TAKİP EDECEK

Prof. Dr. Güngör, etkinliğin dört gün boyunca Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden 2 binden fazla göz hekimi tarafından fiziksel ve çevrim içi olarak takip edilmesinin beklendiğini ifade etti. Canlı cerrahi yayınlarının yanı sıra düzenlenecek bilimsel oturumlarda vakaların uzman hekimler tarafından değerlendirileceğini belirten Güngör, katılımcıların soru ve görüşleriyle sürece aktif şekilde katkı sunabileceğini söyledi.

Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz yıl Ankara’da düzenlenen sempozyumun yoğun ilgi gördüğünü hatırlatan Güngör, etkinlikte 70 göz cerrahının canlı ameliyat gerçekleştirdiğini, organizasyonun 42 farklı ülkeden bini aşkın yabancı göz hekimi tarafından takip edildiğini belirterek bu yıl da yaklaşık 70 hastanın ameliyat edilmesinin planlandığını söyledi.   Canlı yayın kalitesi, teknik altyapısı ve gerçekleştirilen ameliyatların çeşitliliğiyle sempozyumun uluslararası ölçekte dikkat çektiğini vurgulayan Güngör, organizasyonun her geçen yıl daha fazla yabancı katılımcı çektiğini söyledi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Türk göz hekimleri 4 günde 70 canlı göz ameliyatı yapacak - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 31 May 2026 14:55:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026200512_6bb6edf5a9ecee2ed0345fc6dd38cb8d.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026200512_6bb6edf5a9ecee2ed0345fc6dd38cb8d.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026200512_6bb6edf5a9ecee2ed0345fc6dd38cb8d.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kadinlarda-ms-daha-erken-yasta-basliyor-40414.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-kadinlarda-ms-daha-erken-yasta-basliyor-40414.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ MS (Multiple Skleroz) hastalığının bağışıklık sisteminin sinir sistemine saldırması sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, en sık belirtiler arasında duyusal şikâyetler, güç kaybı ve görme bozuklukları yer aldığını söylüyor.İSTANBUL (İGFA) - Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, 30 Mayıs Dünya MS Günü kapsamında MS hastalığının nedenleri, belirtileri, risk faktörleri, genetik ve çevresel etkileri ile tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.

Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık ya da bedenimizin savunma sisteminin sinir sistemini (beyin, omurilik) zedelemesi ve onu yabancı kabul ederek saldırması ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Normalde sinir sitemimiz, bağışıklık sisteminden uzakta, adeta saklı bir ortamdadır. Ancak, sebebini tam olarak anlayamadığımız nedenlerle, baştan ve kontrolden çıkan bağışıklık sistemimiz, kendi sinir sistemine saldırır ve hasarlar oluşturur.” dedi.

Hasarların yerleşimine göre şikâyet ve bulguların da değişken olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Hastalığın en sık başlangıç belirtisi duyusal-hisle ilgili şikâyetlerdir. Genellikle, eli ayağı hissetmeme şeklinde değil de uyuşma-karıncalanma-keçelenme tarzında olur. Duyusal belirtiler, anlık izlenen belirtiler olarak hastaların yüzde 50-70’inde ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.

MS’TE GÖRÜLEN EN SIK BELİRTİLER DUYUSAL ŞİKÂYETLER, GÜÇ KAYBI VE GÖRME SORUNLARI!



Duyusal belirtilere açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları kaydetti:

“Uyuşma, karıncalanma, iğnelenme, his azalması, gerilme, uyuşturulmuşluk hissi, kum üzerinde yürüme hissi, kaşınma, yanma, elektriklenme, yüze ani vuran elektrik çarpması, boyundan sırta ve ayaklara ani elektrik çarpması şeklinde olabilir. Duyusal şikâyetlerin ardından en sık, güç (motor) kayıpları ile kendini gösterir. Kuvvet ya da güç sorunları ile ilgili belirtiler, başlangıçta hastaların yüzde 32-40’ında görülmesine karşın, yıllar içerisinde hastaların yüzde 60 kadarı değişik ağırlıklarda güç kayıplarına maruz kalır. Bu doğrudan bir uzuvda kuvvet kaybı şeklinde olabileceği gibi, ‘ağırlaşma’, ‘sertleşme’, ‘direnç gösterme’ veya ‘ağrı’ şeklinde de olabilir. Bu tür belirtiler sıklıkla bacaklarda başlar.  Üçüncü sırada ise, görme kayıpları ya da bozuklukları gelir. Bu durum, hastaların yüzde 15-20’sinde başlangıç belirtisidir.”

Pek çok çalışmada MS’in başlangıç yaşının 29-32 arası olduğunun görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kadınlarda, en sık ortaya çıktığı yaş erkeklere göre 5 yıl daha erkendir.” dedi.

Bu arada MS’in tedavi edilebilir olup olmadığına açıklık getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı,  daha önce de tanımladığı üzere, atak geçirdiği anlaşılan bir hastada uygulanan en etkili tedavi şekli kortizon olduğuna vurgu yaptı. "Kortizon tedavisi MS ataklarında 1970 yıllarında kullanılmaya başlanmıştır ve atakların kutsal ilacıdır" diyen Prof. Dr. Tarlacı, "Atakların bir kısmı kortizona çok iyi yanıt verip, atak öncesi duruma dönmeyi sağlayabilir. Yararlı etkisi ilk bir kaç günde ve haftada ortaya çıkar. Belli tipte MS tanısı almış hastaların, ataklarının sıklığını, şiddetini ya da atak olduğunda bıraktığı hasarları azaltmak için kullanılan tedavilerdir. 1993 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), MS’in seyrini değiştirebilecek ilk ilaç olan interferon beta-1b’ye onay verdi. Bunun ardından ‘koruyucu ilaç’ dönemi başladı. Bu ilaçların özelliği, sadece atak olduğunda değil, atak olsun olmasın sürekli kullanımlarıdır. Bu ilaçların önemli bir kısmı bedendeki savunma/bağışıklık sistemi üzerinden düzenleyici etki ederek hastalığın saldırganlığını ve de atakları engeller. Bahsedilen tedavilere ‘tamamlayıcı tedavi’ denilebilecek bir tedaviyi daha ekleyebiliriz. Bu tedavi diyet, bitkisel tedaviler, günlük yaşam düzeninde değişiklikler, egzersizler (yoga, gevşeme egzersizleri) olarak belirtilebilir" diye konuştu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kadınlarda MS daha erken yaşta başlıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 31 May 2026 13:24:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163048_082d7519fe81245e008da52f88ba9fc2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163048_082d7519fe81245e008da52f88ba9fc2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163048_082d7519fe81245e008da52f88ba9fc2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sigara bırakma hizmetlerinden milyonlarca kişi yararlanıyor... Sigara bırakmada yüzde 112 artış]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sigara-birakma-hizmetlerinden-milyonlarca-kisi-yararlaniyor-sigara-birakmada-yuzde-112-artis-40415.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sigara-birakma-hizmetlerinden-milyonlarca-kisi-yararlaniyor-sigara-birakmada-yuzde-112-artis-40415.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Dünya Tütünsüz Günü kapsamında yaptığı paylaşımda tütünsüz yaşam çağrısında bulunurken, sigara bırakma hizmetlerinden yararlanan kişi sayısına ilişkin güncel verileri paylaştı.ANKARA (İGFA) - Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda vatandaşları sigarayı bırakmaya davet ederek, “Bugün bir karar, yarın bir ömürlük hayat. Tütünsüz bir yaşam mümkün” çağrısında bulundu. Paylaşımda, sigarayı bırakmak için atılan her adımın daha sağlıklı bir geleceğin başlangıcı olduğuna vurgu yapılırken, Türkiye genelinde yürütülen sigara bırakma hizmetlerine ilişkin dikkat çekici veriler de kamuoyuyla paylaşıldı.

 
Buna göre, ülke genelindeki bin 501 sigara bırakma polikliniğinde bugüne kadar toplam 4 milyon 65 bin 970 muayene gerçekleştirildi. Vatandaşlara 7 gün 24 saat hizmet veren Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nda ise bugüne kadar 6 milyon 79 bin 160 çağrı yanıtlandı.




Alo 171 hattı aracılığıyla 2025 yılında 420 bin 651 vatandaşa destek ve rehberlik hizmeti sunulurken, 2026 yılının ilk dört ayında bu sayı 143 bin 534 olarak kaydedildi.

TÜTÜNLE MÜCADELEDE SAHADA YOĞUN ÇALIŞMA

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, tütünle mücadele kapsamında sahada yürütülen faaliyetlere de dikkat çekti. Paylaşılan infografikte, Tütünle Mücadele Timleri ve mobil poliklinikler aracılığıyla bugüne kadar 832 bin 873 vatandaşa hizmet verildiği belirtildi.



Ayrıca 2026 yılında sigara bırakma polikliniklerine başvuran hasta sayısında bir önceki döneme göre yüzde 112 artış yaşandığı, yılın ilk dört ayında ise başvurularda yüzde 53,7 oranında yükseliş kaydedildiği ifade edildi. Yetkililer, sigaradan uzak ve sağlıklı bir yaşam hedefleyen vatandaşların Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı'nı arayarak veya kendilerine en yakın Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurarak ücretsiz destek alabileceklerini hatırlattı.


 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sigara bırakma hizmetlerinden milyonlarca kişi yararlanıyor... Sigara bırakmada yüzde 112 artış - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 31 May 2026 13:15:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163049_9a347751398d9698cbd53b7f21c9049a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163049_9a347751398d9698cbd53b7f21c9049a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163049_9a347751398d9698cbd53b7f21c9049a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Prof. Dr. Tayfun Doğan: Sarılmayı ihmal etmeyin]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-prof-dr-tayfun-dogan-sarilmayi-ihmal-etmeyin-40417.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-prof-dr-tayfun-dogan-sarilmayi-ihmal-etmeyin-40417.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Üsküdar Üniversitesi’nde düzenlenen seminerde konuşan Psikolog Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın doğası gereği sosyal bir varlık olduğunu belirterek, güçlü sosyal bağların mutluluk, sağlık ve uzun yaşam üzerinde belirleyici rol oynadığını söyledi.İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında katılımcılarla bir araya gelen Psikolog Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin” başlıklı sunumunda sosyal ilişkilerin insan yaşamındaki kritik önemine dikkat çekti.

İnsanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurgulayan Doğan, beynin de bu sosyal yapıya göre şekillendiğini belirterek, bireylerin yaşamları boyunca sevgi, güven ve aidiyet duygusuna ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

“EŞ ZAMANLILIK GÜVENİ VE BAĞLILIĞI ARTIRIYOR”

Seminerde eş zamanlılık, uyum ve senkronizasyon kavramlarına değinen Doğan, birlikte hareket eden insanların beyinlerinde güçlü bağlar oluştuğunu söyledi. Birlikte yürümek, şarkı söylemek, yemek yapmak ya da sarılmak gibi ortak aktivitelerin, halk arasında “sevgi hormonu” olarak bilinen oksitosinin salgılanmasını artırdığını belirten Doğan, bunun da stres seviyesini düşürerek kişiler arasındaki güveni güçlendirdiğini kaydetti.

Yalnızlığın yalnızca psikolojik değil, biyolojik etkileri de bulunduğunu vurgulayan Doğan, araştırmaların yalnızlık hisseden bireylerde stres hormonu kortizol seviyelerinin yükseldiğini gösterdiğini aktardı. Yalnızlığın bağışıklık sistemini zayıflattığını ve uyku düzenini bozduğunu ifade eden Doğan, kronik yalnızlığın kalp hastalıkları, demans ve erken ölüm riskini artırdığını söyledi.

Sosyal ilişkilerin fiziksel sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Doğan, güçlü sosyal bağların iyileşme süreçlerini hızlandırdığını belirtti. Sosyal destek gören bireylerde hücresel onarımın daha hızlı gerçekleştiğini ifade eden Doğan, “Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır” dedi.

HARVARD ARAŞTIRMASINI HATIRLATTI

Prof. Dr. Doğan, dünyanın en uzun soluklu araştırmalarından biri olan Harvard University bünyesindeki Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması’nın sonuçlarına da dikkat çekti. Araştırmanın, mutluluk ve sağlığı belirleyen en önemli unsurun para, kariyer veya statü değil; kaliteli insan ilişkileri olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Her sosyal ilişkinin olumlu sonuç doğurmadığını belirten Doğan, saygı, destek ve güven içeren ilişkilerin “besleyici”, sürekli eleştiri ve değersizleştirme içeren ilişkilerin ise “zehirleyici” olduğunu ifade etti. Sağlıklı ilişkilerin oksitosin üretimini artırdığını, olumsuz ilişkilerin ise stres hormonlarını tetiklediğini kaydetti.

“GÜNDE EN AZ ÜÇ KEZ SARILIN”

Katılımcılara günlük yaşam için önerilerde bulunan Doğan, göz teması kurmanın, birlikte vakit geçirmenin ve fiziksel temasın önemine dikkat çekti. Özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların oksitosin salgısını artırdığını belirten Doğan, “Günde en az üç kez sarılın, sevdiklerinizi arayın ve insan ilişkilerine yatırım yapın” tavsiyesinde bulundu.

Seminerin sonunda soruları yanıtlayan Doğan, insanın sosyal bağlara duyduğu ihtiyacın bir tercih değil, temel bir gereksinim olduğunu vurgulayarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç” ifadelerini kullandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Tayfun Doğan: Sarılmayı ihmal etmeyin - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 31 May 2026 12:45:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163058_fd3cf91813244d793d3f3c9421888cfc.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163058_fd3cf91813244d793d3f3c9421888cfc.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/31052026163058_fd3cf91813244d793d3f3c9421888cfc.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Günde en az üç kez sarılın!"]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-gunde-en-az-uc-kez-sarilin-40385.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-gunde-en-az-uc-kez-sarilin-40385.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu.

“İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin" başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı.

Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi.

Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade ‘sosyal bir canlı’ olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır” dedi.

Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyor

Seminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Doğan, “Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir.” diye konuştu.

Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti.

Prof. Dr. Doğan, “Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı.

Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkili

Oksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi.

“Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, “İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.” dedi.

Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyor

Seminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi.

Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya ‘her şey yolunda, güvendesin’ mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur.” diye konuştu.

İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkili

Eş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti.

“İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi.

Öğrenmeyi de güçlendiriyor

Öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Doğan, “Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur.” ifadesinde bulundu.

Yalnızlık doğamıza uygun değil

İnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve “Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo’nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor.” şeklinde konuştu.

Yalnızlığın vücutta “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, “Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır.” dedi.

Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtır

Seminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, “Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır.” diye konuştu.

Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve “Buradan ‘gidip oksitosin alın’ sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek… Bunların hepsi oksitosin salgılatır.” ifadesinde bulundu.

Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir

“Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır.” diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar.”

Yalnızlık bir uyarı sinyali

Yalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize ‘git ve sosyalleş’ mesajı verir. Tıpkı açlık gibi… Açlık nasıl bize ‘yemek bul’ diyorsa, yalnızlık da ‘insan bul’ der.” şeklinde konuştu.

Modern şehir yaşamı ‘insanat bahçesi’ne dönüşüyor

Modern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Apartman yaşamı, yalnız bireyler… Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için ‘insanat bahçesi’ ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil.” dedi.

Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyor

Sosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı:

“Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor.”

Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi.

İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler?

Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:

“Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938’de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri.”

İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi.

Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyor

Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, “3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı.” ifadesinde bulundu.

Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilir

Sağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, “Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: ‘Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?’ Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir.” diye konuştu.

Ayrılık acısının biyolojik temeli var

İnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, “Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar.” ifadesinde bulundu.

Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırır

Seminerde “besleyici” ve “zehirleyici” ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, “Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir.” dedi.

Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyor

Sosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır.” şeklinde konuştu.

Günde en az üç kez sarılın

Günlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır.” dedi.

Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyor

Sosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve “Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar.” diye konuştu.

Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, “Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez ‘iyi ki varsın’ sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin.” ifadesinde bulundu.

Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.” şeklinde sözlerini tamamladı. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Günde en az üç kez sarılın!" - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 30 May 2026 07:23:05 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/30052026122559_4572b2fee72a6b5acd008fd4e61c8648.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/30052026122559_4572b2fee72a6b5acd008fd4e61c8648.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/30052026122559_4572b2fee72a6b5acd008fd4e61c8648.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sağduyu, dengeyi ve uyumu güçlendiren pusula görevi görüyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sagduyu-dengeyi-ve-uyumu-guclendiren-pusula-gorevi-goruyor-40386.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sagduyu-dengeyi-ve-uyumu-guclendiren-pusula-gorevi-goruyor-40386.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, sağduyulu karar vermenin duygular, mantık, değerler ve duygusal zekâ arasındaki dengeyle ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.

Sağduyu, duyguların, değerlerin ve mantığın dengede çalıştığı andır!

Sağduyulu karar vermenin, duygularımızın, değerlerimizin ve mantığımızın bir denge içinde çalıştığı an olduğunu ifade eden Cumali Aydın, “Günlük hayatın hızında çoğu zaman ‘anlık dürtülerle’ hareket ederiz; oysa sağduyu, bizi kısa vadeli rahatlamalar yerine uzun vadeli faydaya yönlendirir.” dedi.

Psikolojide bu durumun ‘soğukkanlı bilişsel işlem’ olarak adlandırıldığını kaydeden Aydın, “Daniel Kahneman’ın çalışmalarında da vurguladığı gibi, hızlı ve sezgisel düşünme ile yavaş ve değerlendirmeli düşünme arasındaki denge, sağduyulu kararların temelidir. Basit bir örnekle; trafikte bir sürücü sizi sıkıştırdığında hemen tepki vermek kolaydır. Ancak bir nefes alıp ‘bu tepki bana ne kazandırır?’ diye düşünmek, sağduyulu davranıştır. Bu tür farkındalık, hem ruhsal dengeyi hem de ilişkisel barışı korur.” şeklinde konuştu.

Duygusal zekâ, sağduyunun en yakın yol arkadaşı!

Sağduyu ile duygusal zekanın birbirini besleyen iki kapasite olduğuna değinen Cumali Aydın, “Duygusal zeka, kişinin kendi duygularını tanıma, düzenleme ve başkalarının duygularını anlama becerisidir. Bu beceri olmadan sağduyulu karar almak neredeyse imkânsızdır.” dedi.

Duyguların bastırıldığında değil, tanındığında yönetilebilir olduğunu aktaran Aydın, “Öfkeliyken öfkeyi bastırmak yerine ‘şu an kırıldım, bu tepki aslında savunma’ diyebilmek, duygusal zekanın göstergesidir. Bu farkındalık, sağduyulu bir kararın kapısını açar. Bilimsel araştırmalar da bunu doğrular. Yapılan bir çalışmada duygusal zekâ eğitimi alan bireylerin, stresli durumlarda daha bilgece ve tutarlı kararlar aldıkları görülmüştür. Yani duygusal zekâ, sağduyunun en yakın yol arkadaşıdır.” açıklamasını yaptı.

Sağduyulu ilişkiler, duygusal tepkisellik yerine duygusal olgunluğu besler!

Sağduyulu kararların, ilişkilerde ‘anlamaya çalışmak’ ile ‘haklı çıkmak istemek’ arasındaki farkı belirlediğini dile getiren Cumali Aydın, şunları söyledi:

“Aile içinde, arkadaşlıkta ya da iş ortamında çoğu çatışma, karşı tarafı duymadan tepki vermekten kaynaklanır. Sağduyulu bir tutum ise, önce duyguların yatışmasını beklemek, sonra iletişimi sürdürmektir. Bir iş yerinde fikirleriniz reddedildiğinde hemen savunmaya geçmek yerine, ‘belki de bu öneriyi geliştirebiliriz’ demek hem sizin hem de grubun ilerlemesini sağlar. Aynı şey ev içinde de geçerli. ‘Benim dediğim olsun’ yerine ‘bizim için en doğrusu ne olur?’ sorusunu sormak, sağduyunun dilidir. Sağduyulu ilişkiler, duygusal tepkiselliği değil, duygusal olgunluğu besler. Bu da uzun vadede güveni artırır.”

Sağduyulu kararlar, duyguları bastırmakla değil duygusal dengeyi korumakla mümkün olur!

Stresli ya da kaygılı olduğumuzda beynimizin ön lobunun karar verme görevini ikinci plana attığını, duygusal merkez olan amigdalanın yönetimi ele geçirdiğini vurgulayan Aydın, “Bu nedenle yoğun kaygı altındayken alınan kararlar genellikle kısa vadeli rahatlama odaklıdır, sağduyulu değil.” dedi.

“Kaygılandığımızda düşünmeden mesaj atar, aceleyle karar verir, sonrasında ‘keşke bekleseydim’ deriz.” diyen Aydın, “Bu yüzden sağduyulu karar verebilmek, duyguları bastırmakla değil duygusal dengeyi korumakla mümkündür. Bunun için de bazı etkili yollar var. Düzenli nefes egzersizleri ve kısa meditasyonlar beynin karar merkezini aktive eder. Duyguları bastırmak yerine yazmak veya paylaşmak duygusal regülasyonu artırır. Uyku ve beslenme düzeni özdenetimi doğrudan etkiler. Bir çalışmaya göre, uyku yoksunluğu sadece 24 saatte karar kalitesini yüzde 20 düşürüyor. Yani, sağduyu bazen en çok bir gece uykusuyla başlar.” ifadelerini kullandı.

Sağduyu, sadece mantıksal değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir pusula!

Sağduyulu kararların, yalnızca ‘akıllı’ değil, değerlerle uyumlu kararlar olduğuna işaret eden Cumali Aydın, “Bir kişi kendi değerlerini bilmeden doğru karar veremez. Çünkü sağduyu, sadece mantıksal değil, aynı zamanda ahlaki ve duygusal bir pusuladır.” dedi.

Pozitif psikolojide buna ‘otantik yaşam’ dendiğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yani kişinin kararlarının kendi içsel değerleriyle tutarlı olması. Dürüstlüğü değer olarak benimseyen biri, kısa vadede avantaj sağlayacak bir yalanı reddediyorsa bu sağduyunun ürünüdür. Sağduyulu kararlar, hedeflerle değerlerin kesişim noktasında doğar. Yani ‘bunu istiyorum’ demek kadar ‘bu benim kim olmak istediğimle uyumlu mu?’ diye de sormak gerekir. Bu soruyu kendine düzenli soran bireyler, hem daha az pişmanlık yaşar hem de yaşam doyumları artar.” 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sağduyu, dengeyi ve uyumu güçlendiren pusula görevi görüyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sat, 30 May 2026 07:21:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/30052026122600_c1482a22c666c9daf360e88ab0db73ab.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/30052026122600_c1482a22c666c9daf360e88ab0db73ab.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/30052026122600_c1482a22c666c9daf360e88ab0db73ab.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Süt, sağlıklı büyümenin en doğal destekçisi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sut-saglikli-buyumenin-en-dogal-destekcisi-40367.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-sut-saglikli-buyumenin-en-dogal-destekcisi-40367.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Süt, besleyici içeriği ve sağlığa katkısıyla doğumdan itibaren her yaşta tüketilmesi gereken temel gıdalar arasında yer alıyor. Türkiye’nin köklü süt ve süt ürünleri markalarından Teksüt, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla sütün sağlıklı yaşam açısından önemine dikkat çekti. 70 yıldır güvenle sofralara ulaştırdığı ürünlerle nesillerin gelişimine eşlik ettiğini vurguladı.İSTANBUL (İGFA) - Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Arda Aksaray, sütün yaşamın her döneminde düzenli olarak tüketilmesi gereken en değerli besin kaynaklarından biri olduğunu belirterek 1 Haziran Dünya Süt Günü’nü kutladı. Sağlıklı bir toplumun temelinde dengeli ve yeterli beslenmenin yer aldığını ifade eden Aksaray, “Süt; protein, kalsiyum, vitamin ve mineraller açısından çok zengin bir besin kaynağı. Çocukların büyüme ve gelişiminden yetişkinlerin sağlıklı yaşamına kadar her yaşta önemli bir role sahip. Fiziksel ve zihinsel gelişimin desteklenmesi için düzenli süt tüketimi büyük önem taşıyor” dedi.

Bu yıl 70’inci kuruluş yılını kutlayan Teksüt’ün, nesillerdir sofralarda yer aldığını vurgulayan Aksaray, “70 yıldır süt ve süt ürünleri alanındaki deneyimimizle tüketicilerimize güvenilir ve kaliteli ürünler sunuyoruz. Sütün bereketini ve doğallığını sofralara taşırken, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz” diye konuştu.

Süt kültürü nesilden nesile aktarılıyor

Sütün yoğurt, ayran, peynir, kaymak ve tereyağı gibi birçok ürüne dönüşen büyük bir yolculuğa sahip olduğunu belirten Aksaray, “Anadolu mutfağında süt ve süt ürünleri çok önemli bir yere sahip. Kahvaltıdan ana öğünlere, tatlılardan geleneksel lezzetlere kadar hayatımızın her alanında süt ürünlerini görüyoruz. Bu güçlü kültür, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılıyor” ifadelerini kullandı.

 Günde 2 bardak süt öneriliyor

Karbonhidrat, protein ve yağ içeriğiyle enerji sağlayan süt, özellikle içerdiği kalsiyum sayesinde kemik sağlığının korunmasına katkı sağlıyor. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için gerekli olan protein, kalsiyum, fosfor ile B2, B6, B1 ve A vitaminleri de süt aracılığıyla alınabiliyor. Uzmanlar, çocukluk döneminden itibaren düzenli süt tüketiminin sağlıklı yaşamın temel taşlarından biri olduğuna dikkat çekerken, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye Beslenme Rehberi’nde, çocukların ve gençlerin her gün düzenli olarak 2 ila 4 porsiyon süt ve süt ürünü tüketmesinin sağlıklı büyüme ve gelişim açısından önemli olduğu vurgulanıyor.

Teksüt’ün sade ve meyve aromalı süt çeşitleri ise çocukların süt tüketimini desteklerken, içerdiği yüksek protein ve kalsiyum oranlarıyla öne çıkıyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Süt, sağlıklı büyümenin en doğal destekçisi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 29 May 2026 06:23:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/29052026205521_2581b9d37fbb4b8a610a6a07d57ddd3a.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/29052026205521_2581b9d37fbb4b8a610a6a07d57ddd3a.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/29052026205521_2581b9d37fbb4b8a610a6a07d57ddd3a.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-40348.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-cocuklar-degerleri-gozlem-ve-deneyim-yoluyla-ogreniyor-40348.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
                    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, bayramlarda çocuklara kültürel değerlerin, sosyal becerilerin ve aidiyet duygusunun nasıl aktarıldığı hakkında açıklamalarda bulundu.

Bayramlar, değerlerin somutlaştığı sosyal alanlar!

Bayramların, bireyleri ortak değerler etrafında bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendiren ve kültürel mirasın nesilden nesile aktarılmasına katkı sağlayan özel zamanlar olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Çocuk gelişimi açısından değerlendirildiğinde, çocuklar özellikle erken yaşlarda gözlem ve model alma yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramlar; sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma temelli ilişkilerin somut hale geldiği önemli sosyal alanlardır.” dedi.

Bayram öncesinde yapılan hazırlıklara değinen Aytop, “Aile bireylerinin bayramlaşması, çocukların büyüklerinin elini öpüp bayram harçlığı alması, ailece yapılan kahvaltılar ve akraba ziyaretleri; çocuğun kendisini ailesine ve kültürüne ait hissetmesini destekleyen önemli sosyal yaşantılar arasında yer alır.” şeklinde konuştu.

Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırıyor! 

Geleneklerin çocukluk döneminde öğrenilmesinin önemli olduğunu aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Gelenek, bir toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, alışkanlıklar ve davranış kalıpları bütünüdür. Gelenekler bireylere kimlik ve aidiyet duygusu kazandırır, toplumsal düzenin sürdürülmesine katkı sağlar.” dedi.

Çocukluk döneminin, kimlik gelişiminin ve sosyal öğrenmenin yoğun olduğu dönemlerden biri olduğunu hatırlatan Aytop, “Tekrarlayan aile ritüelleri ve kültürel uygulamalar; çocuğun yaşamı daha düzenli ve öngörülebilir algılamasına katkı sağlar. Bu öngörülebilirlik, çocuğun duygusal güvenlik geliştirmesini destekler. Ayrıca gelenekler; çocukların sevgi, saygı, empati, paylaşma, dayanışma ve iletişim gibi sosyal becerileri gözlem ve deneyim yoluyla içselleştirmesine katkı sağlar. Geleneklerin hiç ya da yetersiz aktarılması durumunda çocukta sosyal kimlik gelişimi ve duygusal güven gibi alanlarda sınırlılıklar görülebileceği dikkate alınmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğreniyor!

Büyüklerle geçirilen zamanın, çocukların sosyal becerilerinin gelişiminde önemli bir rol oynadığına işaret eden Aytop, şöyle devam etti:

“Çocuklar sosyal davranışları gözlem ve ilişkisel etkileşim yoluyla öğrenirler. Bu süreçte ebeveynler ve aile büyükleri güçlü sosyal modeller olarak işlev görür. Çocuğun gelişim düzeyine uygun şekilde ev içi sorumluluklara katılması da önemlidir. Sofra hazırlığına yardım etme ve günlük rutinleri birlikte yürütme gibi deneyimler; sorumluluk bilincinin gelişmesini destekler. Aynı zamanda iş birliği yapma ve aidiyet geliştirme becerilerine katkı sağlar. Büyüklerle kurulan sağlıklı ilişkiler, iletişim becerilerinin gelişimini destekler. Yüz yüze etkileşimler kelime dağarcığını genişletir, kendini ifade etme becerisini güçlendirir ve sosyal iletişim kurallarının öğrenilmesine katkı sağlar.

Kuşaklararası etkileşimler empati ve duygu düzenleme açısından da önem taşır. Farklı yaş gruplarındaki bireylerin yaşam deneyimlerini gözlemlemek, çocuğun bakış açısı geliştirmesine yardımcı olur. Aile büyüklerinden dinlenen yaşam deneyimleri ve gelenekler çocuğun aidiyet duygusunu ve kimlik gelişimini destekler.”

Bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimleri!

Dijitalleşmenin arttığı günümüzde, çocukların etkileşimlerinin giderek daha fazla ekranlar üzerinden gerçekleştiğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu durum, yüz yüze etkileşimlerin azalmasına yol açabiliyor.” dedi.

Kuşaklararası temasın azalmasının sosyal bağların çeşitliliğini sınırlayabileceği uyarısını yapan Aytop, “Bu noktada bayramlar, doğrudan insan temasıyla kurulan etkileşimlerin öne çıktığı kıymetli zaman dilimlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Aile bireyleriyle fiziksel bir araya gelme, ziyaretleşme ve birlikte zaman geçirme; çocukların sosyal etkileşim repertuvarını zenginleştiren özel bir alan sunar. Bu deneyimlerin sınırlı kalması ise aidiyet hissi açısından bazı gelişimsel alanların daha zayıf deneyimlenmesine yol açabilir.” açıklamasını yaptı.

Anlatımlar, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur ancak tek başına yeterli değil!

Ebeveynlerin bayram kültürünü çocuklara aktarırken en etkili yaklaşımın, yaşantısal deneyimi merkeze alan bir tutum olduğunu vurgulayan Emine Akın Aytop, “Çocuklar değerleri ve kültürel ritüelleri çoğunlukla gözlem ve tekrar eden deneyimler yoluyla öğrenirler. Bu noktada bayramın; ziyaretleşme, bayramlaşma, paylaşma ve aile büyükleriyle bir araya gelme gibi boyutlarına çocuğun dahil edilmesi önem taşır.” dedi.

Anlatımın ise bu yaşantıyı anlamlandıran tamamlayıcı bir unsur olduğu bilgisini veren Aytop, “Ebeveynin bayramın anlamını açıklaması ve geleneklerin neden önemli olduğunu sade bir dille ifade etmesi, çocuğun deneyimi anlamlandırmasına yardımcı olur. Ancak tek başına anlatım genellikle sınırlı kalır. Aile içi bağlar açısından bayram deneyimleri, kaliteli ortak zaman geçirme ve yüz yüze etkileşim yoluyla ilişkisel yakınlığın güçlenmesine katkı sağlar. Birlikte geçirilen bu zamanlar, aile bireyleri arasında aidiyet hissinin pekişmesine olanak tanır.” diye konuştu.

Yüz yüze etkileşimin azalması, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir!

Bayramların ‘tatile dönüşmesi’nin kültürel açıdan modern yaşamın getirdiği bir dönüşüm olarak ele alınabileceğini ifade eden Aytop, “Bu süreç, bir yandan bayramların geleneksel ritüellerinden uzaklaşma eğilimini beraberinde getirirken, diğer yandan aileyle bir araya gelme ve dinlenme ihtiyacına da karşılık verebilir.” dedi.

Kültürel açıdan en belirgin sınırlılığın, bayramın yalnızca bir tatil zamanına indirgenmesiyle birlikte yüz yüze etkileşim boyutunun zayıflaması olduğunu aktaran Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:

“Özellikle çocuklar açısından bu durum, geleneksel değerlerin deneyim yoluyla öğrenilmesini sınırlandırabilir. Bayram vesilesiyle çocuklara aktarılması gereken en önemli gelenekler, bayramlaşma, akraba ziyaretleri ve paylaşma kültürüdür. Çocuğun büyüklerle yüz yüze iletişim kurması; nezaket, saygı ve sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Paylaşma ve ikram kültürü ise çocukta cömertlik, empati ve sosyal karşılıklılık duygusunun gelişmesini destekler. Aile içi birlikte zaman geçirme ve ritüeller de çocuğun aidiyet duygusunu güçlendirir. Bu geleneklerin korunmasının temel nedeni, çocukların bu değerleri çoğunlukla yaşantı içinden öğreniyor olmasıdır. Bayramlar bu açıdan, kültürel değerlerin davranışa dönüştüğü doğal sosyal öğrenme alanlarından biridir.” 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

                 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Çocuklar değerleri gözlem ve deneyim yoluyla öğreniyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 28 May 2026 07:19:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/28052026135849_ca990622f28b7d788d8c91ccc8f899fe.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/28052026135849_ca990622f28b7d788d8c91ccc8f899fe.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/28052026135849_ca990622f28b7d788d8c91ccc8f899fe.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Dünyanın 'göz'ü Türkiye'nin üzerinde]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dunyanin-gozu-turkiyenin-uzerinde-40337.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-dunyanin-gozu-turkiyenin-uzerinde-40337.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen  ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi  iş birliği ile  gerçekleşen 10’uncu Canlı Cerrahi Sempozyumu, 11 – 14 Haziran 2026 tarihleri arasında Ankara’da yapılacak. Sempozyum kapsamında göz hekimlerinin T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca yapacağı ameliyatlar canlı yayınla diğer göz doktorlarının bulunduğu konferans salonuna aktarılacak.ANKARA (İGFA) - Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye’deki göz hekimlerinin mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla dünya standartları kalitesinde etkinlik ve eğitim organizasyonları düzenlemeyi sürdürüyor. Canlı Cerrahi Sempozyumu, Türk Oftalmoloji Derneği’nin her yıl düzenlediği Ulusal Kongre’den sonra en önemli ve en çok ilgi gören toplantısı haline geldi. Göz doktorlarının bilgi birikimi ve tecrübelerini paylaşmalarına imkan sağlayan sempozyum kapsamında 70 farklı göz ameliyatı yapılacak ve ameliyatlar yüksek çözünürlükte canlı yayınla konferans salonundaki dev ekrana yansıtılarak salondaki hekimlerin izlemesi sağlanacak.  

Türk Oftalmoloji Derneği’nden dünya çapında canlı cerrahi organizasyonu

Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Kıvanç Güngör, “Bu yıl 10’uncusunu düzenlediğimiz ve taşıdığı özellikler nedeniyle dünya çapında tek olan TOD Canlı Cerrahi Sempoyumu 11-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek. Farklı dallarda 4 gün süren bir Canlı Cerrahi Sempozyumu göz hastalıkları alanında başka bir ülkede yok. Glokom, Katarakt ve Refraksiyon, Kornea ve Oküler Yüzey, Okülofasyal, Pediyatrik Oftalmoloji ve Şaşılık, Vitreoretinal cerrahi birimlerinin katkılarıyla T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi ameliyathanelerinde gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları internet üzerinden JW Marriott Otel ve Kongre Merkezi toplantı salonuna  aktarılacak. Bu yıl canlı cerrahi sempozyumu kapsamında ilk kez uygulanacak olan programın 1. gününde, tek bir gün içerisinde üç ayrı birimin eş zamanlı olarak ameliyat gerçekleştireceği akışın katılımcılara farklı cerrahi yaklaşımları karşılaştırmalı olarak izleme ve değerlendirme fırsatı sunacak” dedi. 

Sempozyumu dünyanın dört bir yanından göz hekimi takip ediyor

Prof. Dr. Kıvanç Güngör , sempozyuma 4 gün boyunca ülkemizden ve dünyanın dört bir yanından fiziksel ve çevrimiçi olarak 2000’den fazla göz hekiminin takip edeceğini belirterek şöyle devam etti. “Deneyimli ve alanında uzman cerrahlar tarafından gerçekleştirilecek canlı cerrahi uygulamaları, katılımcılara farklı tekniklerin ve güncel yaklaşımların doğrudan izlenebileceği nitelikli bir eğitim ortamı sağlayacak. Bu süreçte eş zamanlı olarak oteldeki sempozyum salonunda düzenlenecek tartışma oturumlarında, deneyimli meslektaşlarımızın katkılarıyla olgular kapsamlı şekilde değerlendirilecek; katılımcılar da aktif katılım göstererek soru, yorum ve deneyimlerini paylaşma fırsatı elde edeceklerdir. Bilimsel programın bir diğer önemli bileşeni olarak, endüstri destekli cerrahiler ve uydu sempozyumlarda güncel teknolojiler, yenilikçi uygulamalar ve klinik pratiğe yansıyan gelişmeler ele alınacak; böylece katılımcılara hem teorik hem de uygulamaya dönük bütüncül bir bakış açısı sunulacak.



Geçtiğimiz yılda yine Ankara’da düzenlediğimiz sempozyum büyük ilgi gördü. Sempozyumda 4 gün boyunca 70 göz cerrah canlı ameliyat gerçekleştirdi. Yurt içinden bin, yurtdışında 42 ülkeden binin üzerinde yabancı göz hekimi tarafından takip edilen ameliyatlarda 250 sağlık personeli görev aldı. Bu ameliyatların içinde oldukça zor ve nadir yapılan ameliyatlar vardı ve hastalarımız sağlıklarına kavuştular. Bu yıl yine TC. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde yaklaşık 70 hastamızı ameliyat etmeyi planlıyoruz. Ameliyatlarla ilgili planlamalarımız ve hasta seçimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor.” diye konuştu.

Dünyaya örnek oluyoruz 

Prof. Dr. Kıvanç Güngör hem teknik özellikleri, hem canlı yayın kalitesi, hem de yapılan ameliyatların zorluk ve çeşitlilik derecesi gibi pek çok öne çıkan özellikleriyle dünya standartlarında bir Canlı Cerrahi Sempozyumu düzenlemeyi planladıklarını sözlerine ekleyerek şöyle konuştu: “TOD Canlı Cerrahi Sempozyumu yoğun emek harcayarak düzenlediğimiz bir etkinlik. Canlı cerrahi uygulamaları için hastanelerini tahsis eden T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi idarecilerine, hocalarımıza, meslektaşlarımıza, hemşire, teknisyen ve personeline; TOD birimleri aktif üyesi olarak cerrahi yapan ve katılan tüm göz hekimi meslektaşlarımın her birine teşekkür ediyorum. Baştan sona dünya standartlarında bir sempozyum olması için çalışıyoruz. Etkinliğimiz hem yurtiçinden hem de yurtdışından her yıl büyük ilgi görüyor. Her geçen yıl yurtdışı katılımın arttığı sempozyumumuzda simültane tercümede yer alıyor. Katılımcılar sadece cerrahi seyretmekle kalmayıp alanında uzman hocaların katıldığı tartışmaları da izleyip sorularına yanıt alabiliyorlar."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Dünyanın 'göz'ü Türkiye'nin üzerinde - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 28 May 2026 06:05:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/28052026135725_c4e44357cdcab474ab36cf1a0970e672.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/28052026135725_c4e44357cdcab474ab36cf1a0970e672.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/28052026135725_c4e44357cdcab474ab36cf1a0970e672.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yeni nesil acil yardım sistemi faaliyette]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yeni-nesil-acil-yardim-sistemi-faaliyette-40319.html</guid>
                    <link>https://www.trabzonhabermerkezi.com/haber-yeni-nesil-acil-yardim-sistemi-faaliyette-40319.html</link>
                    <description><![CDATA[]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İçişleri Bakanlığı, acil durum yönetiminde yeni bir dönemi başlatacak “HAYAT 112 ACİL” uygulamasını duyurdu. Uygulama; tek tuşla konum paylaşımından afet alarmına, KADES entegrasyonundan okul güvenliğine kadar birçok özelliği tek çatı altında toplayacak.ANKARA (İGFA) -  İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, vatandaşların acil yardım hizmetlerine daha hızlı ve etkin ulaşabilmesi amacıyla geliştirilen “HAYAT 112 ACİL” uygulamasının devreye alındığını bildirildi.

Yeni sistemle birlikte acil yardım çağrılarında adres tarif etme zorunluluğunun ortadan kalkacağı belirtilirken, vatandaşların tek tuşla kendi konumlarını ya da yakınlarının konumunu ekiplerle paylaşabileceği ifade edilen açıklamada, uygulama üzerinden yapılacak ihbarlara fotoğraf ve kısa video eklenebilecek, böylece ekipler olay yerine ulaşmadan önce durumu analiz ederek uygun ekipmanla müdahale edilebileceği kaydedildi.  Uygulama kapsamında öğretmenlere özel geliştirilen “Okul Acil” modülüyle olası şiddet veya güvenlik krizlerinde çağrıların “çok acil” koduyla merkeze düşeceği ve güvenlik ekiplerinin otomatik konum bilgisiyle hızlı şekilde okullara yönlendirileceği açıklandı.

Kadınlara yönelik acil destek uygulaması KADES’in de sisteme entegre edildiği belirtilirken, kadınların akıllı saatleri üzerinden dahi tek dokunuşla yardım çağrısı gönderebileceği kaydedildi.

Uyuşturucu, terör, kaçakçılık, düzensiz göç ve şüpheli olaylara ilişkin ihbarların da uygulama üzerinden fotoğraf ve video destekli yapılabileceği ifade edilirken, vatandaşların kimlik bilgilerinin gizli tutulacağı vurgulandı.


https://twitter.com/TC_icisleri/status/2059228728589193608


İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, afet durumlarına yönelik özelliklerin de yer aldığı uygulamada, enkaz altında kalan vatandaşların alarm butonu, düdük frekansı ve mors kodu sistemiyle yardım çağrısı yapabileceği bildirildi. Ayrıca yakın çevrede meydana gelen 5 ve üzeri büyüklükteki depremlerde “Güvendeyim” butonunun otomatik olarak devreye gireceği ve yakınlara hızlı konum bilgisi gönderilebileceği belirtildi.

“Yakınımda Ne Var?” modülüyle en yakın hastane, nöbetçi eczane ve sağlık kuruluşlarının harita üzerinden görüntülenebileceği ifade edilirken, afet anlarında toplanma alanlarının da uygulama üzerinden gösterileceği açıklandı. Yangın ihbarlarının “orman” ve “bina içi” olarak ayrılacağı sistemde, trafik kazaları, sahipsiz hayvan ihbarları ve yol güvenliğine ilişkin bildirimlerin de uygulama üzerinden yapılabileceği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, uygulamaya entegre edilen rota ve radar sistemi sayesinde sürücülerin güzergâh üzerindeki EDS, sabit radar ve hız koridorlarını görebileceği ifade edilerek, “Devlet vatandaşına tuzak kurmaz” anlayışıyla şeffaf trafik yönetiminin hedeflendiği kaydedildi.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.trabzonhabermerkezi.com/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yeni nesil acil yardım sistemi faaliyette - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 26 May 2026 12:27:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/26052026164350_b489a29b9c64ee01431d65584ba2dae5.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/26052026164350_b489a29b9c64ee01431d65584ba2dae5.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.trabzonhabermerkezi.com/images/haber/26052026164350_b489a29b9c64ee01431d65584ba2dae5.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>