Av. Mehmet Süt
Köşe Yazarı
Av. Mehmet Süt
 

Cinayet mi; Cinnet mi.?

CİNAYET Mİ; CİNNET Mİ.? Hiram Abas cinayet gecesinin sosyolojik bir tahlili. ( 2 ) MİT' in en gizemli karanlıklar prensi Hiram ABAS'ın,  1990 yılının lanetli, nemli ve netâmeli siyasi ikliminde DEV-SOL’un sinsi bir suikastine kurban gittiği o lodoslu, yağmurlu ve fırtınalı gecede; hukuktan sınıf arkadaşım Erzurum'lu Fikri'nin,   emniyetçe yapılan ayrıntılı üst aramasında, hâki kabanının  fermuarlı iç cebinden çıkan siyah kapaklı  not defterinin baş kısmına ve üstüne üstlük itina ile: "…Acilen Kabataş’taki bu adres araştırılacak..!!” kaydını pür dikkat  okuyan gaddar, cebbar ve kindar  o amir dehhaş bir ses tonu ile: "...Vaay!   bir de adres şahıs tahkikatı yapıyorsunuz ha..!" nidasıyla son ümit kırıntılarımız da Beyazıt’ın daracık köşe başlarında kaybolup gidiverdi.. Davudi meş'um sesiyle, uzun boylu ve ürkütücü amir, aynı dehşet, heybet ve azametiyle, o uğursuz gecenin dipsiz karanlığında  bizlerin tarifsiz endişe korku ve telaş bulutları ile kararan ürkek simalarımıza  aç bir sırtlanın kabaran iştahıyla haykırırcasına: ".. Alın bu mendeburları derhal..!”  “..Hiç birini kaçırmayın sakın; hepsini ekip otolarında toplayın ve kelepçeleyin..!“ "..Tahkikatın önemine binaen acilen Şubeye sevkedin..! "  mahiyetindeki emri, baştan yazılmış idam fermanımızın ilanıymışçasına Bayazıt meydanının ıssız ve ıslak çınlayıverdi..” Görünen o ki durum vahimdi.. Nutkum tutularak,  elbette ki korkudan ve soğuktan olsa gerek, cılız ve titrek bir ses tonuyla biraz da kekeleyerek: ".. Amirim bir yanlışlık olmasın;  bizler hukukta  okuyan kendi halinde garip talebeleriz.. " diye kendimce maruzatımı  izaha dahi fırsat   bulamadan o kahraman edalı, çatık kaşlı, gazaplı ve gaddar amir, aranan firari canileri suç mahallinde  derdest etmenin şevki ve gayretiyle  mütehakkim bir ses tonuyla gecenin karanlığını yırtarcasına: "Kes sesini! yanlışı doğruyu şubede sana öğretecekler..!”  ikâz ve ihtarıyla polis çemberinin altında donup kalıvermiş idik.. Borsa simsarı  Erciş'li Fikret, her zamanki gibi haşin duruyor,   gözlerini kırpmadan dik ve sabit bir nazarla  ekipler amirinin gözlerinin içine bakıyordu.. Dipten kaynayan  lavlar misali  patlayıp fışkırmak için kendine yol arıyor;  bir volkan gibi patlamaya zemin  hazırlıyordu. Kısık gözleri kanlanmış; çakmak çakmak olmuştu Fikret’in.. Olası bir isyan ve tuğyana kapıldığı takdirde, felaketi yaşar ve  sorgusuz infaz ediliriz  dendişe ediyordum.. Karşılıksız burs  mahiri Erzurum'lu  Fikri, Fikret'e nazaran daha bir  sakin,daha bir metin, daha bir soğukkanlı gibiydi... Lakin bakışları daha bir acayip; daha bir garipti. Olabildiğince duygusuz, donuk, ifadesi müphem; mat ve soğuk bakıştı bunlar.. Ama her halinden onun da benim kadar gergin ve kaygı dolu olduğu aşikârdı.. Aah be,  Fikri kardeşim.!  Karaköy gibi mimli,  melanetli bir mahallede, üç paralık karşılıksız burs müracaatı için, üstelik burs ilanı veren vakfın açık adresini,  küçücük not defterinin  hem de baş köşesine, üstüne üstlük adresin altını kırmızı kalemle de çizerek,  “bu adres acilen araştırılacak” diye yazıp bizi ateşe atmanın sırası mıydı şimdi?   Şu uğursuz cinayet gecesinde oldu mu şimdi bu yaptığın..? Polis tarafından kuşatıldığımızda sezdirmeden bir ara sağıma soluma  bakındığımda, panik ve korkudan boşanan terlerimize karışan yağmur suları ile sırılsıklam olduğumuzu fark ettim.. O meş’um gecede köşeye kıstırılmış  taze  av gibiydik; gaddar ve kindar amirin kat'i emri ile de sorgusuz sualsiz paketlenerek “Şubeye " sevk edilecektik..  Tam da bu talihsiz, çaresiz vaziyette ve elbette ki içine düştüğümüz elem ve endişeden olsa gerek, şiddetle bir sıkışma hissi duydum aniden...!! Resmen yerimde kıvranıp duruyordum: "Amirim rica ederim; lütfen..! "…Benim acilen tuvalete  gitmem gerek...!"  deyiverdim. Çaresizlikle dolu yalvarışım üzerine insanın içini ürperten mavi gözlerini gözlerimin içine dilerek: "Sık biraz dişini,..!   Zaten Şubede rahatlatacaklar  sizi..!”  deyince birden: ".. Aman amirim,  üstüm başım berbat  olacak, lütfen acilen bana  bir ihtiyaç yeri bulun, istirham ediyorum sizden..! "  diye yalvarış yakarışım  üzerine,  biran mütereddit kalan tavizsiz, gaddar ve cabbar amir, emir ve maiyetindeki  polis mensuplarına dönüvererek: "...Çabuk çıkarın bu mendeburu Kafe Marmara’ya.!”   "..Hela kapısına kadar mevcutlu götürün..!” "..Tuvaletin içinde bile kelepçeleyin..!!” “..Tahkikatın selameti  bakımından çok mühim..!” minvalinde emir ve talimatlar vermesin  mi..? Oof ki of.. çelikten kelepçeler bilekte, çöreklenmiş sinmiş; korkular yürekte.. Haşin polislerin demirden kolları arasında,  Üstüne üstlük Beyazıt tarihi Meydanında, ifrit gecenin zifiri karanlığında, ürkek serçeler misali  titreyerek.. Cafe Marmara'nın merdivenlerine doğru ite kakıla sürükleniverdik.. Kafe Marmara dediğin dostlar.. Dönemin  "Küllük" namıyla şöhret bulan, meşhur edebiyatçı, entellektüel, şair,mütefekkir, bilcümle eski tüfek aydın ve muharrir taifesinin müdavimi olduğu,  Yahya Kemal’den, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Necip Fazıl’a ve hatta Peyami Safa'ya kadar nice kalbur üstü simaların müdavimi olduğu, sabahlara dek süren sohbet ,muhabbet, edebi nükte ve latifelerin savrulduğu; yeri geldiğinde siyasi polemik ve sataşmaların ayyuka çıktığı  efsaneleşmiş mekanın kapanmasının ardından, yani Küllük kadar olmasa da, o kültür mahfilinin boşluğunu dolduran,  bir iş merkezinin en üst katındaki kıraathane hükmündeki bir mekan...  Polis çemberinde, eller arkadan kelepçeli, bet benz sapsarı,  ite kaka sokulduk bu mekana.. Kafe Marmara lebaleb doluydu.. Loş kraathane, yoğun sigara,  nargile dumanından gri bir duman bulutuyla tütsülemiş gibiydi.. Yeşil çuha kaplı  gri ve kirli masalarda gâh bezik, okey ve tavla oynayan, gâh en son yazdığı kendince en güzide şiiri ve gazeli  döktüren, masa üstü hamasetiyle siyasete seyir ve istikamet veren, memleketi oracıkta mahirâne kurtarıveren  entel,aydın ve düşünür taifesinin meraklı,mütecessis  bakışları altında sürüklenerek itiliverdik. Duman altı izbe  kafenin, boylu boyunca köhne  masalarının daralttığı orta yerden geçerek  duvarın dip taraftındaki tek kişilik helanın kirli kapısında cebren duruverdik.. Ellerim arkadan kelepçeli, yüreğimse bildiğin yangın yeri… Ve de; dostlar sizi temin ederim ki, devir öyle bir devir ki,  ne telefon imkanı var, ne de bir irtibat ve istimdat imkanı..! Önümdeki yegâne  kapı, genizleri yakan sidik kokusu yayan  berbat mı berbat bir hela kapısı..! Vakitse; ifrit gecenin tam da yarısı..! Mengene gibi bileğimi sıkan kelepçelerin soğuk ve çelikten  acısı..! Olması mümkün ve muhtemel hiç bir şey net ve mukayyet değil..  Helaya mı giriyoruz; belaya mı.? Haydi hayırlısı..! Vardır illa ki  bu öykünün de ibretlik bir hülasası... Mehmet SÜT/İstanbul ( DEVAM EDECEK)
Ekleme Tarihi: 22 Aralık 2022 - Perşembe

Cinayet mi; Cinnet mi.?

CİNAYET Mİ;
CİNNET Mİ.?

Hiram Abas cinayet gecesinin sosyolojik bir tahlili. ( 2 )

MİT' in en gizemli karanlıklar prensi Hiram ABAS'ın, 
1990 yılının lanetli, nemli ve netâmeli siyasi ikliminde
DEV-SOL’un sinsi bir suikastine kurban gittiği o lodoslu,
yağmurlu ve fırtınalı gecede;
hukuktan sınıf arkadaşım
Erzurum'lu Fikri'nin,  
emniyetçe yapılan ayrıntılı üst aramasında,
hâki kabanının  fermuarlı iç cebinden çıkan siyah kapaklı  not defterinin baş kısmına ve üstüne üstlük itina ile:

"…Acilen Kabataş’taki bu adres araştırılacak..!!”

kaydını pür dikkat 
okuyan gaddar, cebbar ve kindar 
o amir dehhaş bir ses tonu ile:

"...Vaay!  
bir de adres şahıs tahkikatı yapıyorsunuz ha..!"
nidasıyla
son ümit kırıntılarımız da Beyazıt’ın daracık köşe başlarında kaybolup gidiverdi..

Davudi meş'um sesiyle, uzun boylu ve ürkütücü amir,
aynı dehşet, heybet ve azametiyle,
o uğursuz gecenin dipsiz karanlığında 
bizlerin tarifsiz endişe korku ve telaş bulutları ile kararan ürkek simalarımıza 
aç bir sırtlanın kabaran iştahıyla haykırırcasına:

".. Alın bu mendeburları derhal..!”

 “..Hiç birini kaçırmayın sakın;
hepsini ekip otolarında toplayın ve kelepçeleyin..!“

"..Tahkikatın önemine binaen acilen Şubeye sevkedin..! " 
mahiyetindeki emri, baştan yazılmış idam fermanımızın ilanıymışçasına
Bayazıt meydanının ıssız ve ıslak çınlayıverdi..”

Görünen o ki durum vahimdi..

Nutkum tutularak, 
elbette ki korkudan ve soğuktan olsa gerek,
cılız ve titrek bir ses tonuyla biraz da kekeleyerek:

".. Amirim bir yanlışlık olmasın; 
bizler hukukta 
okuyan kendi halinde garip talebeleriz.. "
diye kendimce maruzatımı 
izaha dahi fırsat 
 bulamadan o kahraman edalı,
çatık kaşlı,
gazaplı ve gaddar amir,
aranan firari canileri suç mahallinde  derdest etmenin şevki ve gayretiyle 
mütehakkim bir ses tonuyla gecenin karanlığını yırtarcasına:

"Kes sesini!
yanlışı doğruyu şubede sana öğretecekler..!”
 ikâz ve ihtarıyla
polis çemberinin altında donup kalıvermiş idik..

Borsa simsarı 
Erciş'li Fikret,
her zamanki gibi
haşin duruyor, 
 gözlerini kırpmadan dik ve sabit bir nazarla  ekipler amirinin gözlerinin içine bakıyordu..

Dipten kaynayan  lavlar misali  patlayıp fışkırmak için kendine yol arıyor;  bir volkan gibi patlamaya zemin  hazırlıyordu.

Kısık gözleri kanlanmış;
çakmak çakmak olmuştu Fikret’in..

Olası bir isyan ve tuğyana kapıldığı takdirde,
felaketi yaşar ve 
sorgusuz infaz ediliriz  dendişe ediyordum..

Karşılıksız burs 
mahiri Erzurum'lu 
Fikri,
Fikret'e nazaran daha bir  sakin,daha bir metin,
daha bir soğukkanlı gibiydi...

Lakin bakışları daha bir acayip; daha bir garipti.

Olabildiğince duygusuz, donuk,
ifadesi müphem;
mat ve soğuk
bakıştı bunlar..

Ama her halinden onun da benim kadar gergin ve kaygı dolu olduğu aşikârdı..

Aah be, 
Fikri kardeşim.! 

Karaköy gibi mimli, 
melanetli bir mahallede,
üç paralık karşılıksız burs müracaatı için,
üstelik burs ilanı veren vakfın açık adresini, 
küçücük not defterinin  hem de baş köşesine,
üstüne üstlük adresin altını kırmızı kalemle de çizerek,
 “bu adres acilen araştırılacak” diye yazıp bizi ateşe
atmanın sırası mıydı şimdi?  

Şu uğursuz cinayet gecesinde oldu mu şimdi bu yaptığın..?

Polis tarafından kuşatıldığımızda sezdirmeden bir ara sağıma soluma  bakındığımda,
panik ve korkudan boşanan terlerimize karışan yağmur suları ile sırılsıklam olduğumuzu fark ettim..

O meş’um gecede köşeye kıstırılmış 
taze  av gibiydik;
gaddar ve kindar amirin kat'i emri ile de sorgusuz sualsiz paketlenerek
“Şubeye " sevk edilecektik.. 

Tam da bu talihsiz, çaresiz vaziyette ve elbette ki içine düştüğümüz elem
ve endişeden olsa gerek, şiddetle bir sıkışma hissi duydum aniden...!!

Resmen yerimde kıvranıp duruyordum:

"Amirim rica ederim;
lütfen..!

"…Benim acilen tuvalete  gitmem gerek...!" 
deyiverdim.

Çaresizlikle dolu yalvarışım üzerine insanın içini ürperten mavi gözlerini gözlerimin içine dilerek:

"Sık biraz dişini,..!  
Zaten Şubede rahatlatacaklar  sizi..!”
 deyince birden:

".. Aman amirim, 
üstüm başım berbat  olacak, lütfen acilen bana  bir ihtiyaç yeri bulun, istirham ediyorum sizden..! " 
diye yalvarış yakarışım  üzerine, 
biran mütereddit kalan tavizsiz, gaddar ve cabbar amir, emir ve maiyetindeki 
polis mensuplarına
dönüvererek:

"...Çabuk çıkarın bu mendeburu Kafe Marmara’ya.!” 

 "..Hela kapısına kadar mevcutlu götürün..!”

"..Tuvaletin içinde bile kelepçeleyin..!!”
“..Tahkikatın selameti 
bakımından çok mühim..!”
minvalinde emir ve talimatlar vermesin  mi..?

Oof ki of..
çelikten kelepçeler bilekte,
çöreklenmiş sinmiş; korkular yürekte..

Haşin polislerin demirden kolları arasında, 

Üstüne üstlük Beyazıt tarihi Meydanında,
ifrit gecenin zifiri karanlığında,
ürkek serçeler misali  titreyerek..

Cafe Marmara'nın merdivenlerine doğru ite kakıla sürükleniverdik..

Kafe Marmara dediğin dostlar..

Dönemin  "Küllük"
namıyla şöhret bulan,
meşhur edebiyatçı, entellektüel,
şair,mütefekkir,
bilcümle eski tüfek aydın ve muharrir taifesinin müdavimi olduğu, 
Yahya Kemal’den,
Ahmet Hamdi Tanpınar’dan
Necip Fazıl’a ve
hatta Peyami Safa'ya kadar nice kalbur üstü simaların müdavimi olduğu,
sabahlara dek süren sohbet ,muhabbet,
edebi nükte ve latifelerin savrulduğu;
yeri geldiğinde siyasi polemik ve sataşmaların
ayyuka çıktığı 
efsaneleşmiş mekanın kapanmasının ardından,
yani Küllük kadar olmasa da,
o kültür mahfilinin boşluğunu dolduran,  bir iş merkezinin en üst katındaki kıraathane hükmündeki bir mekan...

 Polis çemberinde, eller arkadan kelepçeli,
bet benz sapsarı, 
ite kaka sokulduk bu mekana..

Kafe Marmara
lebaleb doluydu..

Loş kraathane,
yoğun sigara, 
nargile dumanından gri bir duman bulutuyla tütsülemiş gibiydi..

Yeşil çuha kaplı  gri ve kirli masalarda gâh bezik, okey ve tavla oynayan,
gâh en son yazdığı kendince en güzide şiiri ve gazeli  döktüren,
masa üstü hamasetiyle siyasete seyir ve istikamet veren, memleketi oracıkta mahirâne kurtarıveren 
entel,aydın ve düşünür taifesinin
meraklı,mütecessis  bakışları altında sürüklenerek itiliverdik.

Duman altı izbe  kafenin,
boylu boyunca köhne  masalarının daralttığı orta yerden geçerek
 duvarın dip taraftındaki tek kişilik helanın kirli kapısında cebren duruverdik..

Ellerim arkadan kelepçeli,
yüreğimse bildiğin
yangın yeri…

Ve de; dostlar sizi temin ederim ki,
devir öyle bir devir ki, 
ne telefon imkanı var, ne de bir irtibat ve istimdat imkanı..!

Önümdeki yegâne  kapı,
genizleri yakan sidik kokusu yayan  berbat mı berbat bir hela kapısı..!

Vakitse; ifrit gecenin tam da yarısı..!

Mengene gibi bileğimi sıkan kelepçelerin soğuk ve çelikten  acısı..!

Olması mümkün ve muhtemel hiç bir şey net ve mukayyet değil.. 

Helaya mı giriyoruz;
belaya mı.?

Haydi hayırlısı..!

Vardır illa ki  bu öykünün de ibretlik
bir hülasası...

Mehmet SÜT/İstanbul

( DEVAM EDECEK)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve trabzonhabermerkezi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.